Ev, arsa veya iş yeri sahibi olma hayaliyle yıllarca biriktirdiğiniz emeğinizi ortaya koyarak bir taşınmaz satın almak istediniz, paranızı ödediniz ancak beklediğiniz tapu devri bir türlü gerçekleşmedi. Ülkemizde gayrimenkul hukuku alanında en sık karşılaşılan ve vatandaşları en çok mağdur eden durumların başında, parası tamamen veya kısmen ödenmesine rağmen tapusu verilmeyen taşınmazlar gelmektedir. Birçok kişi böyle bir durumla karşılaştığında parasının tamamen yandığını, hukuki bir çıkış yolu kalmadığını düşünerek büyük bir umutsuzluğa kapılmaktadır. Ancak Türk hukuk sistemi, mülkiyetin devri gerçekleşmemiş olsa bile, ödenen bedellerin iadesi, sözleşmenin geçerliliği, iade kapsamı ve hesaplama yöntemleri konusunda çok net ve koruyucu sınırlar çizmiştir.
Bu detaylı rehberde, geçersiz sözleşmelerin niteliğinden sebepsiz zenginleşme davalarına, paranın enflasyon karşısındaki değerinin korunmasından dolandırıcılık şüphesi taşıyan işlemlerde banka blokelerine kadar tüm hukuki yolları inceleyeceğiz. İncelenen yargı kararları ve mevzuat hükümleri ışığında tapu devri gerçekleşmeyen taşınmazlar için ödenen paranın nasıl geri alınabileceğini adım adım ele alacağız.
Taşınmaz Satışlarında Resmi Şekil Şartı ve Harici Sözleşmelerin Geçersizliği
Türk hukuk sisteminde mülkiyet hakkının devri büyük bir titizlikle düzenlenmiş olup, son derece sıkı şekil şartlarına bağlanmıştır. Toplum içinde kendi aranızda imzaladığınız, şahitler huzurunda onaylattığınız veya hazırlanan standart kağıtlar hukuki anlamda geçerli bir taşınmaz devri sağlamaz. Türk hukukunda tapulu taşınmazların satışına ilişkin sözleşmelerin bizzat resmi şekilde, yani yetkili tapu memuru huzurunda yapılması kesin bir geçerlilik şartıdır. Bu hayati kural, Türk Medeni Kanunu‘nun 706. maddesi, Türk Borçlar Kanunu’nun 237. maddesi, Tapu Kanunu‘nun 26. maddesi ve Noterlik Kanunu‘nun 60. maddesi ile güvence altına alınmıştır. Bu resmi şekil şartına uyulmadan yapılan ve halk arasında harici satış olarak bilinen sözleşmeler, Türk hukukunda geçersiz kabul edilmektedir.
Yargıtay kararlarına göre, resmi şekilde yapılmayan bu harici satış sözleşmeleri hukuken kesinlikle geçersizdir ve taraflara hiçbir şekilde mülkiyet devri gibi hak ve borçlar doğurmaz. Hukuk literatüründe Nurcan Arslan’ın da çok net bir şekilde vurguladığı üzere, şekle aykırı olarak kurulan bir sözleşme sonradan geçerlilik kazanamayacağından, bu sözleşme kapsamında yapılan tüm ödemeler ve ifalar hukuki bir dayanaktan yoksundur ve sebepsizdir. Dolayısıyla, tapusu verilmeyen taşınmazlar için ödenen bedelin iadesi temel olarak borçlar hukukumuzdaki sebepsiz zenginleşme hükümlerine dayanmak zorundadır.
Tapusu Verilmeyen Taşınmazlarda Sebepsiz Zenginleşme Kurumu Çerçevesinde Bedel İadesi Davaları –
Resmi şekle uyulmadığı için taşınmaz devrinin imkansız hale geldiği durumlarda başvurulacak temel hukuki yol sebepsiz zenginleşme davasıdır. Literatürde, resmi şekilde yapılmayan satışlarda ödenen paranın iadesinin Türk Borçlar Kanunu’nun 77. ve devamı maddelerindeki sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre talep edilebileceği açıkça kabul edilmektedir. Bu durumda ödenen paranın geri alınması doğrudan sebepsiz zenginleşme hükümleri çerçevesinde gerçekleşir.
Sebepsiz zenginleşmenin temel mantığı, bir tarafın malvarlığının haklı bir sebep olmaksızın diğer tarafın aleyhine çoğalmasıdır. Geçersiz sözleşmelerin tasfiyesinde kural, tarafların birbirlerinden aldıklarını karşılıklı olarak iade etmekle yükümlü olmalarıdır. Bu kural gereğince satıcı sizden aldığı satış bedelini iade etmeli, siz de eğer taşınmazın içine girip oturmaya başladıysanız taşınmazı satıcıya geri teslim etmelisiniz. Yazar Mustafa Can Ermiş’in de ifade ettiği gibi, satış bedelini ödeyen taraf adına tescil yapılmadıysa ve kişi taşınmaza zilyet değilse, ödediği bedeli doğrudan sebepsiz zenginleşme hükümleri uyarınca karşı taraftan isteyebilir.
Burada en çok merak edilen konulardan biri zenginleşme anının ne zaman gerçekleştiğidir. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 2023/3403 numaralı kararına göre sebepsiz zenginleşme, zenginleşmenin geçersiz bir duruma dayanması halinde anında meydana gelmektedir; eğer geleceğe yönelik bir neden, yani tapu devri gerçekleşmemişse o nedenin oluşmadığı an zenginleşme anı olarak kabul edilir. Bu anın tespiti, davanın açılacağı zaman dilimi ve hesaplanacak bedeller açısından kritik bir öneme sahiptir.
Enflasyon Karşısında Paranın Değerini Koruyan Denkleştirici Adalet İlkesi
Geçersiz bir sözleşme nedeniyle tapusunu verilmeyen kişilerin en büyük korkusu, yıllar önce ödedikleri meblağın günümüzün yüksek enflasyonist ekonomik koşullarında eriyip gitmesidir. On yıl önce bir daire parası olan meblağ, bugün sadece ufak bir tadilat masrafını karşılayacak seviyeye düşmüş olabilir. İşte tam bu noktada Türk hukukunun yüz akı olan denkleştirici adalet ilkesi devreye girmektedir. Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre, iade edilecek tutar kesinlikle sadece yıllar önce ödenen nominal bedel ve buna eklenecek düşük yasal faizden ibaret değildir. Enflasyonist ortamda paranın alım gücünün ciddi şekilde düşmesi nedeniyle denkleştirici adalet ilkesi titizlikle uygulanır.
Bu ilke uyarınca, yıllar önce ödenen bedelin ifanın imkansız hale geldiği veya davanın açıldığı tarihteki güncel alım gücüne ulaştırılması yasal bir zorunluluktur. Mahkemeler bu hesaplamayı yaparken tek bir ekonomik veriye bağlı kalmazlar. Uzman bilirkişiler aracılığıyla ödenen paranın güncel değeri tespit edilirken döviz kurlarındaki hareketlilik, altın fiyatlarındaki dalgalanmalar, memur maaş artış katsayıları ve Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) gibi çok çeşitli makroekonomik göstergeler sepet halinde dikkate alınarak adil bir güncelleme yapılır. Yargıtay 14. Hukuk Dairesi’nin 2016/17850 ve Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 2023/1457 numaralı kararları bu detaylı hesaplama yönteminin en önemli dayanaklarındandır.
Uygulamada mahkemelerce, ödenen paranın dava tarihindeki reel alım gücünün bilirkişiler aracılığıyla bilimsel yöntemlerle hesaplanması ve hakime sunulan bu yeni miktara hükmedilmesi zorunludur. Çok daha önemlisi, yerel mahkemeler eski alım gücüne dayalı komik rakamlara hükmeder veya tutarı sadece yasal faizle iade etmeye kalkarsa, bu kararlar Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 2022/5870 numaralı kararında da görüldüğü üzere üst mahkeme tarafından kesin bir dille bozulmaktadır.
İstisnai Durumlar: Taşınmazın Rayiç Bedeli Hangi Hallerde Talep Edilebilir?
Denkleştirici adalet ilkesi gereği paranın güncellenmiş değerinin istenmesi genel bir kural olsa da, hukukun tanıdığı bazı istisnai durumlarda mağdur kişi doğrudan taşınmazın o günkü piyasa değerini, yani rayiç bedelini talep edebilmektedir. Bu istisnaların ilki kamu kurumlarının güven sorumluluğuna dayanmaktadır. Eğer satıcı sıradan bir vatandaş değil de belediye veya benzeri bir kamu kurumuysa ve alıcıya ileride kesin tahsis yapılacağı yönünde bir güven aşılamışsa, Yargıtay salt ödenen bedelin enflasyona göre güncellenip iadesini adaletin tecellisi için yeterli görmemektedir.
Kamu güveninin sarsıldığı hallerde davacı taraf, ifanın yani tapu devrinin tamamen imkansız hale geldiği tarihteki taşınmazın güncel piyasa rayiç değerini gerçek zararı olarak talep etme hakkına sahiptir. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 2021/6644 ve 2022/8398 numaralı emsal kararları, kamunun vatandaşa karşı sorumluluğunu bu şekilde genişletmiştir.
Bir diğer istisnai durum ise zapta karşı tekeffül hükümlerinin işletildiği hallerdir. Taraflar arasındaki taşınmaz satışı bizzat tapuda resmi şekilde yapılmış, yani tamamen geçerli bir sözleşme kurulmuş olabilir. Ancak bu geçerli satışa rağmen sonradan ortaya çıkan ağır bir hukuki engel sebebiyle, örneğin taşınmaza haciz gelmesi, idarece kamulaştırılması veya kanunsuz bir şekilde üçüncü bir kişiye devredilmesi nedeniyle tapu alıcıya verilemiyorsa işin rengi değişir. Böyle bir geçerli sözleşme sonrası ifa imkansızlığında satıcı zapta karşı tekeffül hükümleri uyarınca alıcının gerçek ve güncel müspet zararından tam olarak sorumludur. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 2020/2041 numaralı kararı gereği, bu müspet zarar doğrudan taşınmazın o günkü rayiç değeri olarak hesaplanıp tahsil edilmektedir.
Topraktan Ev Alma: Müteahhitler ve Arsa Payı Karşılığı İnşaat Sözleşmeleri
Ülkemizde dar ve orta gelirli vatandaşların ev sahibi olmak için en sık başvurduğu yöntem, arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi yapan bir yükleniciden, yani müteahhitten halk tabiriyle topraktan veya inşaat halindeyken daire satın almaktır. Ancak bu üçüncü kişilerin tapularını alamamaları durumunda hukuki statüleri çok farklı bir özellik arz etmektedir. Yüklenici taraf maddi yetersizlik veya başka sebeplerle inşaatı tamamlayamaz ve edimini yerine getiremezse, arsa sahibi haklı olarak yüklenici ile yaptığı arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinden dönebilir. Arsa sahibi sözleşmeyi feshettiğinde, müteahhitten ev alan iyiniyetli üçüncü kişilerin arsa sahibinden tapu alma ihtimali tamamen ortadan kalkmaktadır.
Bu aşamada vatandaşlar genellikle haklarını arsa sahibinden arama yanılgısına düşmektedirler. Ancak litaratürde, bu karmaşık durumda üçüncü kişinin hukuki muhatabının kesinlikle arsa sahibi değil, doğrudan parayı ödedikleri yüklenici olduğunu net bir şekilde ifade etmektedir. Satış bedelinin iadesi ancak ve ancak sözleşmenin tarafı olan yükleniciye karşı ileri sürülebilecek şahsi bir haktır ve arsa sahibinin sözleşmeden dönmesi sebebiyle arsa sahibine karşı tapu iptal davası açılması söz konusu olmamalıdır. Dolayısıyla, müteahhitten alınan ancak tapusu verilmeyen taşınmaz için ödenen bedel, hiçbir surette arsa sahibinden talep edilemez; bu para iadesi talebi doğrudan sözleşme yapılan ve paranın ödendiği müteahhitten istenmelidir. Bu durumda mağdur olan üçüncü kişinin vakit kaybetmeden yükleniciye karşı geniş kapsamlı bir alacak ve sebepsiz zenginleşme davası açması zaruridir.
Tapu Tahsis Belgeli Yerler ve Taşınmaz Üzerine İnşa Edilen Kaçak Yapılar
Gecekondu bölgeleri ve kentsel dönüşüm alanlarında sıklıkla karşımıza çıkan tapu tahsis belgeleri, hukuki yapısı gereği mülkiyet belgesi sayılmayan, sadece sahibine şahsi bir hak sağlayan zilyetlik belgeleridir. Bu belgeye sahip olmalarına rağmen idari imkansızlıklar nedeniyle tapularını alamayan vatandaşların açtıkları davalarda Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2022/289 numaralı kararı belirleyici olmaktadır. Bu içtihada göre, tapu tahsis belgesine dayalı tescilin tamamen imkansız hale geldiği durumlarda mağdura sadece ödediği arsa bedelinin denkleştirici adalet ilkesine göre güncellenmiş değeri iade edilmektedir. Vatandaş bu durumda taşınmazın o bölgedeki devasa rayiç piyasa değerini maalesef talep edemez.
Bununla birlikte, vatandaş başkasına ait veya tahsisli bir arsa üzerine kendi imkanlarıyla bir bina inşa etmiş olabilir. Taşınmaz üzerine yapılan bu tür yapılar, hukuk dilinde muhdesat olarak adlandırılır. Muhdesat inşası durumunda Türk Medeni Kanunu’nun 723. maddesi uyarınca yapı sahibi bir tazminat talep edebilir. Ancak burada yapı sahibinin iyiniyetli olup olmadığı hayati bir kriterdir. Eğer inşa edilen yapı gecekondu veya ruhsatsız kaçak bir yapı niteliğindeyse yapı sahibi iyiniyetli kabul edilmez. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 2023/5166 numaralı kararı ışığında, kötüniyetli sayılan yapı sahiplerine yapının güncel değeri değil, sadece inşaatta kullanılan asgari malzemenin bedeli olan levazım bedeli ödenir. Bu levazım bedeli de hesaplanırken o yapının malzemesinin arazi maliki için ifade ettiği en asgari, en az değer esas alınarak oldukça kısıtlı bir ödeme yapılır.
İdari İşlemler, Yapı Kayıt Belgeleri ve Kamulaştırma Süreçlerinden Kaynaklı İadeler
Bazen tapunun verilememesi şahıslar arasındaki bir sözleşmezlikten değil, doğrudan devlet kurumlarının idari işlemlerinden, iptallerinden veya kamulaştırma süreçlerinden kaynaklanabilmektedir. Bu tür durumlarda izlenecek hukuki yol, genel sebepsiz zenginleşme davalarından ziyade idari başvuru süreçlerine tabidir ve mağdur ilgili idareye başvurarak iade talep etmelidir.
Bunun en güncel örneklerinden biri İmar Barışı süreçlerinde alınan yapı kayıt belgelerinin iptalidir. Hazineye ait taşınmazların vatandaşa satışı sürecinde, hak sahibinin aldığı Yapı Kayıt Belgesi’nin sonradan çevre, şehircilik veya orman mevzuatı gerekçe gösterilerek iptal edilmesi halinde yapılan tüm satış işlemleri otomatik olarak iptal edilmektedir.
Yazar Muhammet Ali Yıldızbakan bu spesifik iadenin kapsamını oldukça açık bir şekilde belirtmiştir. Yıldızbakan’ın aktarımına göre, bu belgenin herhangi bir adli veya idari nedenle iptal edilmesi halinde, gerçekleştirilen satış işlemi kökten iptal edilerek taşınmaz tekrar Hazine adına tescil edilmekte ve vatandaştan tahsil edilen bedel genellikle faizsiz bir şekilde hak sahibine iade edilmektedir. Benzer şekilde devletin kamulaştırma yetkisini kullanmasından doğan özel geri alım hakları da mevcuttur. Hukukçu Cihat Pala’nın çalışmalarında belirttiği üzere, eğer idare kamu yararı gerekçesiyle kamulaştırdığı bir taşınmazı beş yıl boyunca hiçbir şekilde asıl amacına veya herhangi bir kamu yararına tahsis etmezse, bu taşınmazın eski maliki zamanında aldığı bedeli yasal faiziyle kuruma geri ödeyerek mülkünü idareden geri alma hakkına sahip olmaktadır.
Gayrimenkul Dolandırıcılığı Şüphesinde Banka İşlemlerinin Askıya Alınması
Günümüzde tapu dairelerine gitmeden, maket üzerinden veya dijital yollarla yapılan gayrimenkul satış vaatleri sıklıkla büyük dolandırıcılık vakalarına sahne olmaktadır. Tapu devri vaadiyle yüksek miktarda para toplanması ancak devrin bilerek ve kasten gerçekleştirilmemesi, olayın sıradan bir sözleşme ihlalinden çıkıp nitelikli dolandırıcılık veya suç geliri aklama faaliyeti şüphesi taşımasına neden olur. İşte bu tehlikeli aşamada paranızı kurtarmak için özel mevzuat hükümleri büyük bir hızla devreye sokulmalıdır.
Öncelikle böyle organize suç şüphesi barındıran taşınmaz alım-satımı görünümlü para transferlerinde mağdurun parasının hızla yurt dışına veya üçüncü şahıslara kaçırılmasını önlemek devletin temel görevidir. Bu amaçla 5549 Sayılı Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesi Hakkında Kanun’un 19/A maddesi hayat kurtarıcı bir role sahiptir. Bu kritik madde uyarınca, yükümlü finansal kuruluşlar nezdinde yapılan para transferi işlemlerinin suç geliri aklama veya terörün finansmanı suçu ile ilişkili olduğuna dair ciddi bir şüphe bulunması halinde, bizzat Hazine ve Maliye Bakanlığı bu işlemleri derhal, yedi iş günü süreyle tamamen askıya almaya veya gerçekleşmesine izin vermemeye tam yetkilidir. Bu çok güçlü hüküm, sözde taşınmaz alımı görünümü altındaki şüpheli büyük para transferlerinin anında dondurulmasına ve mağdurun parasının dolandırıcıların eline geçmeden sistemde tutulmasına olanak sağlar.
Ayrıca bu süreçte bankaların da çok ağır gözetim ve takip sorumlulukları bulunmaktadır. Elektronik bankacılık üzerinden yapılan ve karşılığında tapu devri gerçekleşmeyen milyonlarca liralık gayrimenkul ödemelerinde paranın şüpheli bir şekilde hareket etmesi bankaları harekete geçirmelidir. Bankaların Bilgi Sistemleri ve Elektronik Bankacılık Hizmetleri Hakkında Yönetmelik (BSEBHY) 36. maddesi son derece açıktır; bu yönetmelik gereğince bankalar kendi sistemlerinde dolandırıcılık riski taşıyan olağan dışı tüm işlemleri anlık olarak izlemek ve bu tespitler için teknolojik takip mekanizmaları kurmak zorundadır.
Tapu devri gerçekleşmeden yapılan çok yüksek tutarlı, profille uyuşmayan ve şüpheli EFT veya havale işlemlerinde, bankanın müşteriyi derhal telefonla veya dijital kanallarla uyarma ve işlemi bizzat mercek altına alma yükümlülüğü bulunmaktadır. Tüm bu mevzuat, tapusu verilmeyen taşınmaz için gönderilen bedelin aslında bir dolandırıcılık ağına gittiği şüphesiyle bizzat banka tarafından takibe alınması ve bloke edilmesi süreçlerinde avukatların savcılık kanalıyla kullanacağı en güçlü hukuki dayanakları oluşturur. Suç veya dolandırıcılık şüphesi sezdiğiniz an 5549 Sayılı Kanun madde 19/A ve BSEBHY madde 36 kapsamında banka ve savcılık kanalıyla işlemin acilen şüpheli işlem olarak bildirilmesini sağlamak ve paranızın aktarıldığı hesaba bloke konulmasını talep etmek yapacağınız ilk iş olmalıdır.
Davanızı Etkileyecek Kritik Detaylar: Sulh, İfa ve Zamanaşımı Engelleri
Uzun ve meşakkatli mahkeme süreçlerine girmeden önce, karar metinlerinde sıklıkla vurgulanan ve davanın sonucunu tamamen değiştirebilecek ikincil hususların da çok iyi tahlil edilmesi gerekir. Eğer geçmişte satıcı ile aranızda bir anlaşmazlık çıkmış ve bunu yazılı bir belgeyle çözmeye çalışmışsanız dikkatli olmalısınız. Hukuk Muhakemeleri Kanunu madde 315 kapsamında taraflar arasında önceden yapılan sulh protokolleri mahkeme kararı hükmünde sayılmaktadır. Protokolde anlaşılarak belirlenen düşük bir iade bedeli veya feragat şartları, daha sonradan açacağınız kapsamlı sebepsiz zenginleşme taleplerinizin önüne kesin bir duvar gibi geçebilir. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 2021/8262 kararı bu sulh protokollerinin bağlayıcılığını teyit etmektedir.
Benzer şekilde mahkemeler alternatif ifa olarak adlandırılan durumları da titizlikle inceler. Tapusu verilmeyen ana taşınmaz yerine satıcı size zararı telafi etmek için sonradan başka bir taşınmaz devretmişse veya ödediğiniz bedeli banka havalesiyle kısmen dahi iade etmişse, bu durumların banka dekontu açıklamaları veya senet iadeleri ile ispat edilmesi açtığınız bedel iadesi davasının reddine neden olabilmektedir. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2024/1889 numaralı kararında alternatif ifanın ispatı halinde mükerrer ödeme yapılamayacağını hükme bağlamıştır.
Özellikle faizsiz konut edindirme sistemleri, yani tasarruf finansman sözleşmeleri üzerinden ev almaya çalışanların sözleşmelerinin geçersizliği veya idari kararla feshi halinde, vatandaşlara sadece içerde biriken ana paraları değil, kuruma ödedikleri yüksek miktardaki organizasyon ücreti de eksiksiz iade edilmelidir. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 2023/3943 numaralı içtihadı finansman şirketlerinin bu organizasyon ücretine el koymasını hukuksuz bulmuştur.
Son olarak, hukukun en temel engellerinden olan zamanaşımı ve hak düşürücü sürelere çok dikkat edilmelidir. Özellikle çok eski yıllara dayanan, mübadele döneminden kalma veya eski kadastro tespitinden kaynaklanan taleplerde 3402 sayılı Kanun madde 12/3 uyarınca 10 yıllık hak düşürücü süreler mevcut olup, bu süreler aşılmışsa bedel iadesi talepleri mahkemelerce maalesef reddedilmektedir. Bu husus Yargıtay 5. Hukuk Dairesi’nin 2024/714 numaralı kararıyla da sabittir.
Tapusu Verilmeyen Taşınmazlarda Para İadesi
Noterde veya kendi aramızda yaptığımız “harici satış sözleşmesi” ile tapu alabilir miyim?
Hayır. Türk hukukuna göre taşınmaz satışları sadece tapu müdürlüklerinde resmi şekilde yapıldığında geçerlidir. Noterde yapılan (satış vaadi hariç) veya adi yazılı sözleşmeler geçersizdir ve mülkiyet devri sağlamaz. Ancak bu geçersiz sözleşme, ödediğiniz parayı geri talep etmeniz için hukuki bir delil niteliği taşır.
Yıllar önce ödediğim paranın değeri enflasyon yüzünden eridi. Sadece ödediğim anaparayı mı geri alacağım?
Kesinlikle hayır. Yargıtay’ın “Denkleştirici Adalet İlkesi” gereğince, ödediğiniz para sadece yasal faiziyle değil, davanın açıldığı tarihteki alım gücüne (döviz, altın, TÜFE oranlarına göre) güncellenerek iade edilir. Amaç, paranızın enflasyon karşısında değer kaybetmemesidir.
Paramı geri alana kadar, teslim aldığım evde oturmaya devam edebilir miyim? Benden kira (ecrimisil) isteyebilirler mi?
Evet, oturmaya devam edebilirsiniz. Eğer taşınmazı fiilen teslim aldıysanız, paranız size tam olarak iade edilene kadar taşınmazı elinizde tutma hakkınız (hapis hakkı) vardır. Yargıtay içtihatlarına göre, bu süreçte sizden geçmişe dönük kira bedeli (ecrimisil) talep edilemez.
Ödediğim paranın güncel değerini değil, evin bugünkü gerçek piyasa değerini (rayiç bedel) isteyebilir miyim?
Genel kural ödenen paranın güncellenmiş değerinin iadesidir. Ancak iki istisnai durumda evin gerçek piyasa değeri istenebilir: 1) Satıcı bir kamu kurumuysa ve size tapu verileceğine dair “güven” aşılamışsa, 2) Satış tapuda resmi olarak yapılmış ancak sonradan hukuki bir engel (haciz vb.) nedeniyle tapu size verilemiyorsa.
Müteahhitten topraktan daire aldım ama arsa sahibi sözleşmeyi feshetti. Paramı kimden isteyeceğim?
Arsa payı karşılığı inşaat sözleşmelerinde, eğer arsa sahibi sözleşmeyi feshederse, tapu alma ihtimaliniz ortadan kalkar. Bu durumda muhatabınız arsa sahibi değildir. Ödediğiniz bedeli, sözleşme yaptığınız ve parayı gönderdiğiniz yükleniciden (müteahhitten) sebepsiz zenginleşme hükümleriyle talep etmeniz gerekir.
Dolandırıldığımı düşünüyorum, satıcı parayı alıp kaçabilir. Ne yapmalıyım?
Eğer ortada bir tapu devri niyeti olmadığını ve organize bir dolandırıcılık faaliyeti olduğunu düşünüyorsanız, vakit kaybetmeden savcılığa suç duyurusunda bulunmalısınız. Ayrıca 5549 sayılı Kanun ve ilgili bankacılık mevzuatı kapsamında, işlemin “şüpheli işlem” olarak bildirilmesini ve paranın gönderildiği hesaba bloke konulmasını talep edebilirsiniz.
Yasal Uyarı: Bu makale genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır ve hukuki tavsiye niteliği taşımaz. Her somut olay kendine özgü detaylar içerir. Hak kaybına uğramamak için bir avukata danışmanız önemle tavsiye edilir.
📞 Hemen Randevu Alın:0553 574 14 80 📍 Adres: Adalet Mah. 1593/1 Sok. No:51 Bayraklı / İZMİR