Hakaret Suçu ve Cezası

Hakaret Suçu ve Cezası (TCK m.125)

Kişinin şeref ve saygınlığını koruma altına alan hukuki düzenlemeler, bireyin manevi bütünlüğünü güvence altına almayı amaçlar. Bu nedenle Türk Ceza Kanunu, kişinin haklarını koruma altına alarak bireylerin onur, şeref ve saygınlıklarını ihlal eden fiilleri suç saymaktadır. Hakaret suçu da kişinin onur, şeref ve saygınlığını zedeleyen suçlardan biridir.

Türk Ceza Kanunu 125.maddesi uyarınca hakaret suçu, bir kimsenin şeref ve saygınlığına saldırı teşkil edecek şekilde somut bir fiil veya olgu isnat edilmesi ya da sövmek suretiyle işlenmektedir. Hakaret suçu kişinin yüzüne karşı işlenebileceği gibi gıyabında da işlenebilir. Ancak gıyabında suçun oluşabilmesi için hakarette bulunan failin; kişinin bulunmadığı bir ortamda ve en az üç kişinin duyabileceği veya görebileceği ortamda bu fiili yapması gerekmektedir. Bu üç kişi fiili tesadüfi olarak öğrenmemesi, failin iradesiyle öğrenmesi gerekmektedir.

Hakaret suçunu düzenleyen Türk Ceza Kanunu’nda madde 125 şu şekildedir:

“- (1) Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır. Mağdurun gıyabında hakaretin cezalandırılabilmesi için fiilin en az üç kişiyle ihtilat ederek işlenmesi gerekir.

(2) Fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkrada belirtilen cezaya hükmolunur.

(3) Hakaret suçunun;

a) Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı,

b) Dini, siyasi, sosyal, felsefi inanç, düşünce ve kanaatlerini açıklamasından, değiştirmesinden, yaymaya çalışmasından, mensup olduğu dinin emir ve yasaklarına uygun davranmasından dolayı,

c) Kişinin mensup bulunduğu dine göre kutsal sayılan değerlerden bahisle,

İşlenmesi halinde, cezanın alt sınırı bir yıldan az olamaz.

(4) Hakaretin alenen işlenmesi halinde ceza altıda biri oranında artırılır.

(5) Kurul hâlinde çalışan kamu görevlilerine görevlerinden dolayı hakaret edilmesi hâlinde suç, kurulu oluşturan üyelere karşı işlenmiş sayılır. Ancak, bu durumda zincirleme suça ilişkin madde hükümleri uygulanır.”

HAKARET SUÇUNUN UNSURLARI

1-) Suçun Faili ve Mağduru

Hakaret suçu, şahsa karşı işlenen suçlar kategorisinde yer almakta olup doğrudan bireyin manevi bütünlüğünü hedef almaktadır. Bu sebeple bu suçun oluşabilmesi için mağdurun gerçek kişi olması gerekmektedir. Tüzel kişilere yönelik hakaret bu suç kapsamında değerlendirilemez. Bununla birlikte ölüler hakaret suçunun doğrudan mağduru olamazlar ancak ölünün hatırasına hakaret edilmesi durumunda hukuki yaptırımlar devreye girebilir.

Hakaret suçunun faili herkes olabilir.

2-) Fiil

Hakaret suçunun oluşması için somut bir fiil veya olgu isnat edilmesi veya sövme eylemi gerçekleşmesi ve mağdura yöneltilen eylemin “kişini onur, şeref ve saygınlığını rencide edici nitelikte” olması gerekmektedir. Mağdurun sadece şeref ve onurunun zedelendiğini iddia etmesi suçun oluşmasında yeterli değildir. Nitekim her somut olay da hukuki aykırılığın kendi içinde objektif olarak değerlendirilmesi gerekmektedir.

3-) Manevi Unsur (Kast)

Hakaret suçu kasıtla işlenebilir. Failin, mağdurun onur ve saygınlığını rencide etme amacı taşıması gerekir. Taksirle işlenmesi mümkün değildir. Failin hakareti bilerek ve isteyerek icrası halinde hakaret suçu sübuta erecektir.

SESLİ, YAZILI VEYA GÖRÜNTÜLÜ BİR İLETİYLE HAKARET SUÇUNUN İŞLENMESİ

Türk Ceza Kanunu 125.maddesinin 2. Fıkrasında; “Fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkrada belirtilen cezaya hükmolunur.” Şeklinde hüküm yer almaktadır. Hükümden de anlaşılacağı üzere, hakaret suçunun ileti yoluyla işlenmesi halinde basit hakaret suçu işlenmiş gibi değerlendirilecektir. Ancak madde hükmünde bu iletinin hangi araçlar vasıtasıyla gönderildiğini sınırlandırmamıştır. Bu sebeple; SMS, telefon görüşmeleri, WhatsApp, Messenger gibi mesajlaşma uygulamaları, Instagram, Facebook, Twitter gibi sosyal medya platformlarından gönderilen mesajlar ve yorumlar, mektup, e-postalar ileti kapsamında değerlendirilir. Bu madde kapsamındaki hakaret suçlarında ön ödeme hükümleri uygulanmaktadır. Bu husus aşağıda ayrıntılı şekilde anlatılacaktır.

HAKARET SUÇUNUN NİTELİKLİ HALLERİ

Türk Ceza Kanunu’nun 125.maddesinin 3. ve 4. fıkralarında hakaret suçunun nitelikli halleri düzenlenmiştir. Bu hallerde ceza, suçun basit haline kıyasla daha ağırdır. Kanun koyucu, hem mağdurun statüsüne hem de suçun işlenme yöntemini dikkate alarak bu nitelikli halleri belirlemiştir.

a-) Kamu Görevlisine Görevinden Dolayı Hakaret:

Türk Ceza Kanunu 125/3-a maddesinde düzenlenmiştir. Hakaret suçunun bu nitelikli halinin oluşabilmesi için hakaret kamu görevlisinin göreviyle bağlantılı olarak yapılmalıdır. Sadece kamu görevlisi olmak yetmez. Başka bir değişle görevle ilgili olmayan kişisel hakaretlerde bu nitelikli hal uygulanmaz. Bununla birlikte kamu görevlisine hakaret edildiği sırada kamu görevlisinin görevinin başında olma şartı aranmaz.

 b-) Din, Dil, Irk, Mezhep, Cinsiyet ve Benzeri Nedenlerle Hakaret:

Türk Ceza Kanunu 125/3-b maddesinde düzenlenmiştir. Bu düzenleme, bireylerin sahip olduğu kimliksel özellikleri hedef alarak yapılan hakaretleri daha ağır şekilde cezalandırmayı amaçlar. Burada nefret saiki önemli rol oynar. Suçun bu nitelikli halinin oluşması için suçun işlenme amacının nefret ve ayrımcılığa dayanmalıdır. Failin ayrımcı saikle hareket ettiğinin ispatlanması gerekir. Bu maddeyle birlikte anayasayla da korunan kişinin temel hak ve özgürlüklerinin güvence altına alınmaya çalışılmıştır.

c-) Alenen Hakaret:

Türk Ceza Kanunu 125/4 maddesinde “Hakaretin alenen işlenmesi halinde ceza altıda biri oranında artırılır.” hükmü yer almaktadır. Hakaretin başkalarının görebileceği veya duyabileceği bir şekilde yani kamusal alanda işlenmesi durumudur. Bu hüküm, mağdurun saygınlığının toplum nezdinde zedelenmesini daha ağır bir durum olarak kabul eder. Sosyal medya platformlarında, toplantılar gibi kalabalık ortamlarda, internette yayımlanan videolar ve paylaşımlarda edilen hakaretler bu nitelikli hala örnek verilebilir.

HAKARET SUÇUNU OLUŞTURACAK HALLER

Bir fiilin hakaret suçunu oluşturabilmesi için temel kriter, o fiilin kişinin onur, şeref ve saygınlığını rencide edici nitelikte olmasıdır. Hakaret suçu temel olarak somut bir fiil veya olgu isnat edilmesi ya da sövmek suretiyle işlenmektedir.

Somut fiil veya olgu isnadı, bir kişinin geçmişteki veya şimdiki eylemini toplum nezdinde onu küçük düşürücü şekilde dile getirmesidir. Örneğin; “Daha önce rüşvet almıştın”, “sen bu şirketten para çaldın” gibi ifadeler kullanmak ispata muhtaç ve kişinin itibarını sarsan söylemlerdir. Bu tür iddialar asılsız olduğunda veya ispatlanamadığında hakaret suçunun unsurlarını oluşturur ancak bu iddialar ispatlanırsa hakaret suçu oluşmaz. Bununla birlikte daha önce işlediği bir suçu söyleyerek kişiyi küçük düşürmesi hakaret suçunu oluşturur. Örneğin; dolandırıcılık suçundan hüküm giymiş kişiye “sen dolandırıcısın” demek hakaret suçudur.

Sövmek suretiyle yapılan eylemler; herhangi bir somut olayla bağlantılı olmaksızın, doğrudan kişinin kişiliğine, fiziksel ve ruhsal özelliklerine yönelik soyut saldırılardır. Örneğin; “şerefsiz, namussuz, aşağılık, haysiyetsiz, beyinsiz gibi sıfatlar sövme suçunu oluşturur.

HAKARET SUÇUNU OLUŞTURMAYACAK HALLER

Her kırıcı, sert veya kaba söz hakaret suçunu oluşturmaz. Bir ifadenin hakaret sayılabilmesi için kişinin onur, şeref ve saygınlığını somut bir şekilde rencide etmesi gerekmektedir. Bu kapsamda hakaret teşkil etmeyecek halleri birkaç ana başlık altında toplamak mümkündür.

Bir eylemi veya görüşü nitelendirirken sert bir üslup içerse dahi kişinin kişiliğine saldırı teşkil etmediği sürece eleştiri hakkı kapsamında değerlendirilir ve suç oluşturmaz. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi kararlarında da vurgulandığı üzere toplumun bir kesimini rahatsız eden, şoke eden veya inciten ifadeler, hakaret boyutuna varmadığı müddetçe demokratik toplumun bir gereği olan “ifade özgürlüğü” kapsamında kabul edilir. Bir sözün sadece kaba, saygısız veya terbiye dışı olması onun ceza hukuku anlamında hakaret olduğu anlamına gelmez. Örneğin; “terbiyesiz, saygısız, suratsız, şov yapma, yalancı” gibi nitelendirmeler genellikle onur ve saygınlığı rencide edici nitelik taşımadıkça Yargıtay kararlarında “nezaket dışı kaba hitap” olarak kabul edilmekte ve suçun yasal unsurlarının oluşmadığına hükmedilmektedir.

Bununla birlikte “beddua” niteliğindeki sözler hakaret kapsamı dışında tutulmaktadır. Beddua, bir olgunun isnat edilmesi veya küfür değil, kötü bir temennidir. Bir kimseye “Allah belanı versin, gözün kör olsun, İki yakan bir araya gelmesin, Rabbim yaşattığını sana da yaşatsın…” demek kişinin şeref ve saygınlığını zedelemekten ziyade beddua niteliğinde görüldüğünden suç teşkil etmez.

HAKARET SUÇUNDA ŞİKAYET VE ŞİKAYETTEN VAZGEÇME

Hakaret suçu şikayete tabi suçlardandır. Şikayeti suçtan zarar gören veya mağdur tarafından yapması gerekmektedir. Şikayet süresi, suçun öğrenilmesinden itibaren 6 aydır. Şikayete bağlı hakaret suçu bakımından hakaret fiili sonradan öğrenilmesi halinde bile şikayet süresi, her ne suretle olursa olsun fiilin gerçekleştiği tarihten itibaren iki yılı geçemez. Başka bir deyişle; fillin gerçekleşmesinden iki yıl sonra mağdur fiili öğrenirse şikayet hakkını kullanamaz. Mağdur şikayet hakkını kullanmadan önce vefat ederse; ölenin ikinci dereceye kadar altsoyu ve üstsoyu, eş veya kardeşleri tarafından şikayette bulunulabilir.

Nitelikli hal olan kamu görevlilerine karşı bu suçun işlenmesi halinde ise şikayete tabi değildir. Suçun bu şekilde işlenmesi halinde re’sen soruşturma ve kovuşturma yapılır. Bir diğer değişle bu nitelikli halde mağdurun şikayeti aranmaz.

Mağdur bu suç dolayısıyla şikayette bulunmuş olsa da şikayetten vazgeçmesi mümkündür. Yargılama sırasında her aşamada şikayetten vazgeçebilir. Ancak kovuşturma aşamasında şikayetten vazgeçmesi sanık tarafından vazgeçmenin kabul edilmesine bağlıdır. Sanık şikayetten vazgeçmeyi kabul etmezse mağdur şikayetten vazgeçemez. Mağdur şikayetten vazgeçtiği takdirde bir daha şikayet hakkını kullanamaz.

HAKARET SUÇUNDA ÖN ÖDEME VE UZLAŞMA

Ön ödeme (TCK m.75), uzlaşmaya tabi olmayan ve sadece adli para cezasını gerektiren (veya üst sınırı belirli bir yılı geçmeyen hapis cezalı) suçlarda, şüphelinin belirli bir meblağı devlet hazinesine ödeyerek soruşturmanın kapatılmasını sağlayan bir kurumdur. Ön ödeme kapsamında mağdurun şikayetinin devam etmesi bir sonuç ifade etmeyecektir. Şüpheli ön ödemeyi kabul ederek ödemeyi yapması halinde mağdurun şikayeti devam etse de soruşturma dosyası kapanacaktır. Bu kurumun en büyük avantajı, kişinin adli siciline mahkumiyet kararı işlenmemesi ve mahkemelerin iş yükünün hafifletilmesidir.

Türk Ceza Kanununda hakaret suçları uzun yıllar boyunca şikayete bağlı suçlar kapsamında değerlendirilmiş ve çözüm yolu olarak uzlaştırma kurumu ön görülmüştür. Ancak 07.11.2024 tarihinde yapılan değişiklikle hakaret suçunun “sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle”, “dini siyasi, sosyal, felsefi inanç, düşünce ve kanaatlerini açıklamasından, değiştirmesinden, yaymaya çalışmasından, mensup olduğu dinin emir ve yasaklarına uygun davranmasından dolayı”, “ kişinin mensup bulunduğu dine göre kutsal sayılan değerlerden bahisle” veya “alenen” işlenmesi hallerinde ön ödeme kapsamına alınmıştır. Bu değişikliğin nedeni, sosyal medyanın kullanımının artışıyla birlikte adliyelere intikal eden çok sayıda hakaret dosyasının yargı sisteminde tıkanmaya yol açması, birçok insanın uzlaştırma yolunu ise bir gelir kapısı olarak kullanmaya başlamasıdır. Artık bu suçlar ön ödeme kapsamına alınarak belirli bir para ödenerek kapatılacak bir niteliğe alınmıştır. Ancak önemle vurgulanmak gerekir ki, hakaret suçunda şüpheli hakkında ön ödeme hükümleri uygulanabilmesi için fiilin kamu görevlilerine karşı işlenmemesi gerekmektedir.

Ön ödeme süreci, Cumhuriyet savcısının şikayet üzerine başlattığı soruşturmada suçun işlendiğine dair yeterli delil bulunmasıyla başlar. Şüphelinin üzerine atılı suçun ön ödemeye tabi olduğu tespit edildiğinde Cumhuriyet savcısı tarafından faile kanunda belirtilen ölçütlere göre hesaplanan para miktarı şüpheliye “ön ödeme teklifi” olarak tebliğ edilir. Bu tebligatta suçun türü ve kanundaki karşılığına göre hesaplanan meblağın 10 gün içinde ödenmesi gerektiği bildirilir. Şüpheli, bu ödemeyi bu süre içerisinde ve tam olarak gerçekleştirirse savcılık tarafından “Kovuşturmaya Yer Olmadığına Dair Karar” verilir. Yani olay kovuşturma aşamasına taşınmayarak kişi sanık sıfatıyla hakim karşısına çıkmaz ayrıca bu kapsamda adli siciline kayıt düşülmez. Eğer şüpheli ödeme yapmayı kabul etmezse veya süreyi kaçırırsa veya tam ödeme yapmadıysa savcılık iddianame hazırlayarak ceza davası açar.

Ön ödemeye bağlı hakaret suçunun işlenmesi halinde suç tekerrür ederse ön ödeme hükümleri uygulanmaz. Başka bir deyişle; kişi hakaret suçunun belirli hallerinde ön ödeme kapsamından yararlandığında ve 5 yıl içinde tekrar aynı suçu işlemesi halinde ön ödeme hükümleri uygulanmaz ve dava açılır. Zira ilgili suç uzlaştırma kapsamından da çıkarıldığı için uzlaştırma yoluna da gidilemeyecektir.

Burada dikkat edilmesi gereken husus, ön ödemenin sadece ceza soruşturmasını sonlandırmasıdır. Mağdurun uğradığı hakaret nedeniyle kişilik haklarının zedelendiğini ileri sürerek hukuk mahkemelerinde manevi tazminat davası açma hakkı her zaman saklı kalır.

HAKARET SUÇUNDA GÖREVLİ VE YETKİLİ MAHKEME

Hakaret suçlarında görevli mahkeme asliye ceza mahkemeleridir. Yetkili Mahkeme CMK m.12’ye göre suçun işlendiği yer mahkemesidir. Eğer suç birden fazla yerde işlenmiş ya da etkisi birden çok yerde görülmüşse, bu yerlerden herhangi biri yetkili olabilir. Suç sosyal medya, e-posta gibi çevrimiçi araçlarla işlendiğinde, hem failin bulunduğu yer hem de mağdura ulaştığı yer mahkemesi yetkili kabul edilir.

YARGITAY KARARLARI IŞIĞINDA HAKARET SUÇU

Yargıtay 11. Ceza Dairesi 19.11.2025 tarihli 2022/10333 E. 2025/14765 K. Sayılı kararında;

“…Somut olayda, sanığın paylaşımları herkese açık olan ve herkes tarafından görüntülenen facebook sosyal paylaşım sitesinde yer alan “Abdülhamit Han Evlad-ı Osman Derneği” grubunda “Adalet mülkün temelidir” / Hz. Ömer Radiyallahu Anh, “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir” / Hz. Ali Radiyallahu Anh, “Köylü milletin efendisidir” / Kanunu Sultan Süleyman, “Ya istiklal ya ölüm” / Şeyh Şamil biçimindeki paylaşım üzerine herkes tarafından görülebilecek şekilde kamu oyunda Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e atfen bilinen bu sözlerden bahis ile “hani bunların hepsi İngiliz Kemal deyişleriydi, bunda da sizleri uyuttular” şeklinde yorum yaptığı, Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu ve Milli Mücadele kahramanı Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e yönelik “İngiliz Kemal” şeklindeki sözlerinin ağır eleştiri sınırını aşarak Mustafa Kemal Atatürk’ün onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyuta ulaştığı, böylece sanığa atılı suçun sübuta ulaştığı ve mahkumiyet kararına yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi gerekirken , hakaret kastının bulunmadığından bahisle duruşma açılmaksızın beraat kararı verilmesi hukuka aykırı bulunmuştur.”

Yargıtay 4. Ceza Dairesi 18.06.2025 tarihli 2023/3206 E. 2025/11248 K. Sayılı kararında;

“Bir hareketin tahkir edici olup olmadığı, zamana, yere ve duruma göre değişebilmektedir. Kişilere yönelik her türlü ağır eleştiri veya rahatsız edici sözlerin hakaret suçu bağlamında değerlendirilmemesi, sözlerin açıkça, onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnadını veya sövme fiilini oluşturması gerekmektedir. 

…Anayasa’nın 26. maddesinde, \”Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir.” hükmüne yer verilmiştir. Bunun yanında, bu hak, birçok uluslararası belgeye ve mahkeme kararına da konu olmuştur.Türkiye’nin de yargılama yetkisini kabul ettiği AİHM, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 10. maddesinin 2. paragrafı saklı tutulmak üzere, ifade özgürlüğünün sadece toplum tarafından kabul gören veya zararsız veya ilgisiz kabul edilen \”bilgi\” ve \”fikirler\” için değil, incitici, şoke edici ya da endişelendirici bilgi ve düşünceler için de geçerli olduğunu pek çok kararında yinelemiştir. AİHM’e göre ifade özgürlüğü, yokluğu halinde \”demokratik bir toplum\”dan söz edemeyeceğimiz çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin bir gereğidir. Bununla birlikte, ifade özgürlüğü de mutlak ve sınırsız değildir. Bu hak kullanılırken bireylerin hak ve özgürlüklerini ihlal edecek tutum ve davranışlardan kaçınılması hem ulusal hem de uluslararası mevzuatlarda yer almaktadır. Nitekim Anayasa’nın 26. maddesinde koruma altına alınan ifade özgürlüğü, aynı maddenin 2. fıkrasında belirtilen sebeplerle sınırlandırılabilir. Dolayısıyla anılan madde ile Anayasanın 13. maddesine göre, ifade özgürlüğüne yönelik sınırlamalar ancak kanunla yapılabilir ve demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı gibi hak ve özgürlüklerin özlerine de dokunamaz.

 Siyasetçilere yönelik eleştirilerin izin verilen sınırlarının özel kişilere nazaran daha geniş olduğu gerek iç hukukumuzda gerekse uluslararası mahkeme kararlarında yerleşmiş bir ilkedir. Bu ilkenin gerekçesi, siyasetçilerin, özel kişilerden farklı olarak, gazetecilerin ve halkın yakın denetimine açık olan, kamuoyuna mal olmuş kişi haline gelmeyi bilerek tercih etmeleridir. 

Açıklamalar ışığında, somut olayda; sanığın 28.02.2014 tarihinde yapmış olduğu paylaşım hakaret içermekte ise de, 17.02.2014 tarihli paylaşımının mağdurun onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta olmayıp, siyasi ve ağır eleştiri niteliğinde olduğu dikkate alındığında, zincirleme suç hükümlerinin uygulanma koşullarının bulunmadığı gözetilmeden, 5237 sayılı Kanun’un 43/1. maddesinin tatbiki… Hukuka aykırı bulunmuştur.”

Yargıtay 18. Ceza Dairesi 17.01.2018 tarihli 2016/519 E. 2018/310 E. Sayılı kararında;

“Hakaret fiillerinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer, kişilerin onur, şeref ve saygınlığı olup, bu suçun oluşabilmesi için, davranışın kişiyi küçük düşürmeye matuf olarak gerçekleşmesi gerekmektedir. Bir hareketin tahkir edici olup olmadığı bazı durumlarda nispi olup, zamana, yere ve duruma göre değişebilmektedir. Kişilere yönelik her türlü ağır eleştiri veya rahatsız edici sözlerin hakaret suçu bağlamında değerlendirilmemesi, sözlerin açıkça, onur, şeref, ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnadını veya sövmek fiilini oluşturması gerekmektedir. Mahkeme kabulüne göre sanığın katılan …’a yönelik “terbiyesiz” şeklindeki kaba hitap tarzı niteliğindeki sözlerinin katılanın onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta olmaması nedeniyle hakaret suçunun unsurlarının oluşmadığı gözetilmeden, hakaret suçundan yazılı şekilde hüküm kurulması,”

Yargıtay 15. Ceza Dairesi 16.09.2014 tarihli 2013/24633 E. 2014/14805 K. Sayılı kararında;

“Suçun alenen işlenmesi, nitelikli hâl kabul edilmiştir. Aleniyet, belirsiz sayıda kişilerin hakaret oluşturan sözü duymalarına olanak sağlamak suretiyle suçun işlenmesini ifade eder. Failin, hakaret oluşturan sözün duyulması olanağını yaratmış olması yeterlidir. Söylenen sözün fiilen duyulmuş olup olmaması önemli değildir.

Somut olayda; … M Tipi Çocuk Kapalı Cezaevi İnfaz Kurumu’nda tutuklu olarak bulunan suça sürüklenen çocuklar … ve …’ın, duruşma için İzmir adliyesine getirilerek nezarethaneye kondukları, nezarethanede bekledikleri sırada suça sürüklenen çocuk …’ın, İzmir F Tipi Cezaevi Bölük Komutanlığı’nda görevli Jandarma Üsteğmen …’dan sigara istediği, …’nın sigara veremeyeceğini söylemesi üzerine suça sürüklenen çocuk …’ın, mağdur …’nın arkasından “senin ağzına veririm üsteğmen” dediği, duruşma sonrasında da yine mağdura “sen ne artistlik yapıyorsun, ben senin a… korum” diyerek hakaret ettiği, çıkan tartışma üzerine suça sürüklenen çocuk …’ın nezarethanede bulunan 3 adet tahta sandalyeyi kırdığı, …’in de kırık tahta parçasını fırlatarak aydınlatma lambasını kırdığı anlaşılmakla; eylemlerin kamu malına zarar verme ve kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret suçlarını oluşturduğuna yönelik kabul ve uygulamada bir isabetsizlik görülmemiştir.”

Yargıtay 4. Ceza Dairesi 02.11.2022 tarihli 2022/11704 E. 2022/21671 K. Sayılı kararında;

“Hakaret suçu mağdurun olmadığı veya mağdurun doğrudan vakıf olamayacağı bir şekilde işlendiğinde gıyapta hakaret suçu oluşmaktadır. Ancak gıyapta hakaret suçunun cezalandırılması için, failin mağdur dışında toplu veya dağınık en az üç kişiyle ihtilat ederek bu suçu işlemesi gerekmektedir. Suçun faili ihtilatı bilerek ve isteyerek gerçekleştirmelidir. İhtilat kişilerle birebir görüşerek gerçekleşebileceği gibi, üç veya daha fazla kişiye mektup göndermek, telefon etmek, SMS veya e-mail göndermek suretiyle de gerçekleştirilebilir. Ancak ihtilat unsurunun gerçekleşmesi için, failin sözleri en az üç kişinin duyabileceği bir ortamda ve şekilde söylemesi yeterli olmayıp, muhatapların bizzat anlamaları ve vakıf olmaları lazımdır.

Somut olayda, suça sürüklenen çocuğun aralarında bulunduğu grubun slogan atarak mağdura hakaret etmesi şeklinde gerçekleşen eyleminin mağdurun gıyabında gerçekleştiğinin anlaşılması karşısında; 01/06/2014 tarihli tutanakta imzaları bulunan polis memurlarının, ya da olay yerinde bulunan tespit edilecek diğer şahısların tanık sıfatıyla dinlenmeleri ve sonucuna göre hakaret suçunda ihtilat unsurunun oluşup oluşmadığının belirlenmesi gerektiği …”

Yargıtay 18. Ceza Dairesi 21.01.2020 tarihli 2019/6963 E. 2020/1770 K. Sayılı kararında;

“Hakaret suçunun huzurda işlenmesinin en tipik örneği, fiilin mağdurun yüzüne karşı işlenmesidir. Fail, bu durumda hareketi doğrudan öğrenir. Suçun huzurda işlenmiş olması mutlaka fail ile mağdurun fiilin işlendiği sırada yüz yüze olmasını gerektirmez. Şayet fail, fiili işlediği sırada mağduru hedef alan hakaretinin mağdur tarafından da doğrudan algılanabileceğini biliyor ve istiyorsa, bu durumda da suç huzurda işlenmiş sayılacaktır.
Hakaret suçunun huzurda işlenmemesine rağmen, Kanun tarafından huzurda işlenmiş gibi cezalandırılan hali ise, ileti yoluyla yapılan hakarettir. TCK’nın 125/2. maddesinde, “Fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkrada belirtilen cezaya hükmolunur.” demek suretiyle, tahkir edici nitelikteki fiilin, ileti yoluyla mağduru hedef alması durumunda failin huzurda hakaret etmiş gibi cezalandırılacağı belirtilmiştir. Buna göre, hakaret içeren bir mektup, telefon konuşması veya yazılı bir mesaj huzurda söylenmiş gibi cezalandırılacaktır.

İleti yoluyla hakarette, failin kullandığı vasıtalar ile mağduru hedef aldığını bilmesi ve mağdur tarafından bu fiilin öğrenileceğini istemesi gerekir. Şayet ileti mağdurdan başka birisine gönderilmiş ancak tesadüfen mağdur tarafından öğrenilmiş ise, huzurda hakaret suçu oluşmayacaktır. Zira, fail mağdurun hakareti öğrenmesi kastıyla hareket etmemiştir.

İleti yoluyla hakaretin, huzurda hakaret gibi cezalandırılabilmesi için sanığın iletilme kastı ile hareket etmesi gerekir. Sanığın, müştekinin gıyabında, tanık Cumali Birgül’e içinde hakaret sözleri bulunan kağıdı attığı anlaşılmakta ise de, yukarıda yapılan açıklamalar dikkate alındığında, sanığın iletme kastıyla hareket etmediği anlaşılmakla, sanığın hakaret suçundan beraati yerine mahkumiyetine karar verilmesi, Bozmayı gerektirmiş…”

Not: Bu makale bilgilendirme amaçlıdır ve hukuki tavsiye niteliği taşımaz. Detaylı bilgi için hukuk büromuzla iletişime geçebilirsiniz.

Av. Rıdvan GÜNEY

0553 574 14 80

Similar Posts

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir