Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve Daire kararları ışığında; Türk hukukunda “muris muvazaası” kurumunun yasal bir düzenlemeden ziyade Yargıtay içtihatları ile şekillendiği ve belirli “İçtihadı Birleştirme Kararları”nın (İBK) bu konunun temelini oluşturmaktadır. Bu yazımızda muris muvazaasının hukuki dayanağını oluşturan köşe taşı kararlar ve bu kararların getirdiği ilkeleri detaylandıracağız.
1. Temel Kaynak ve Köşe Taşı Karar: 01.04.1974 Tarihli İBK
Muris muvazaası uyuşmazlıklarına ilişkin Yargıtay kararlarının neredeyse tamamında (Örn: HGK-2021/1-2023/168, HGK-2022/20-2023/624, HGK-2017/1265-2020/764), muris muvazaasının “esas kaynağı” ve en önemli köşe taşı olarak Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulu’nun 01.04.1974 tarihli ve 1974/1 Esas, 1974/2 Karar sayılı kararı gösterilmektedir.
Bu kararın hüküm özeti şu şekildedir:
“Bir kimsenin; mirasçısını miras hakkından yoksun etmek amacıyla, gerçekte bağışlamak istediği tapu sicilinde kayıtlı taşınmaz malı hakkında tapu sicil memuru önünde iradesini satış doğrultusunda açıklamış olduğunun gerçekleşmiş bulunması hâlinde, saklı pay sahibi olsun ya da olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçıların, görünürdeki satış sözleşmesinin Borçlar Kanunu’nun 18. maddesine dayanarak muvazaalı olduğunu ve gizli bağış sözleşmesinin de şekil koşulundan yoksun bulunduğunu ileri sürerek dava açabileceklerine ve bu dava hakkının geçerli sözleşmeler için söz konusu olan Medeni Kanunun 507 ve 603. maddelerinin sağladığı haklara etkili olmayacağına karar verilmiştir.”
Bu karar uyarınca, muris muvazaasının varlığı için mirasbırakanın gerçek irade ve amacının “mirasçılarından mal kaçırmak” olması zorunludur. Mal kaçırma amacının bulunmadığı durumlarda bu İBK’nın uygulama olanağı bulunmamaktadır.
2. Kurumsallaştıran ve Teyit Eden Diğer Köşe Taşı Kararlar
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu (2011/359-2011/405) kararında, 1974 tarihli kararın yanı sıra muris muvazaası kurumunu teyit eden ve kurumsallaştıran diğer temel İBK’lar şu şekilde sıralanmıştır:
- 22.05.1987 Tarihli ve 4/5 Sayılı İBK: 1974 tarihli karardaki ilkeleri teyit etmiştir.
- 16.03.1990 Tarihli ve 1/2 Sayılı İBK: İçtihat değişikliğine yer olmadığı yönünde karar vererek “muris muvazaası” kavramının kurumsallaşmasını sağlamıştır.
Ayrıca, inanç sözleşmelerinin ispatı bağlamında 05.02.1947 tarihli ve 20/6 sayılı İBK da ilgili kararlarda referans gösterilen temel metinler arasındadır.
3. Muris Muvazaasının Hukuki Niteliği ve Unsurları
Kararlarda muris muvazaası, niteliği itibarıyla “nispi (mevsuf-vasıflı) muvazaa” olarak tanımlanmaktadır. Bu muvazaa türünün dört temel unsuru bulunmaktadır:
- Görünürdeki Sözleşme: Mirasbırakanın mirasçısından mal kaçırmak için yaptığı, gerçek iradesine uymayan resmi işlem (genellikle satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi).
- Muvazaa Anlaşması: Tarafların görünürdeki sözleşmenin geçersiz olduğu konusunda anlaşmaları.
- Gizli Sözleşme: Tarafların gerçek iradelerine uygun olan ancak saklanan sözleşme (genellikle bağış).
- Aldatma Kastı: Mirasçıları miras hakkından yoksun bırakma amacı.
Görünürdeki işlem muvazaa nedeniyle, gizli işlem (bağış) ise şekil şartlarına (resmi şekilde yapılmama) uyulmadığı için geçersiz sayılmaktadır.
4. İspat Yükü ve Değerlendirme Kriterleri
HGK-2021/1-2023/168 ve HGK-2022/867-2023/836 kararlarında ispat yükünün iddia eden tarafta (davacıda) olduğu vurgulanmıştır. Muris muvazaasının tespiti için mahkemelerin şu objektif olguları bütüncül olarak değerlendirmesi gerektiği belirtilmiştir:
- Ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri.
- Toplumsal eğilimler ve olayların olağan akışı.
- Mirasbırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı.
- Davalı yanın alım gücünün olup olmadığı.
- Satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark (tek başına kanıt olmamakla birlikte önemli bir göstergedir).
- Taraflar ile mirasbırakan arasındaki beşeri ilişkiler.
- Sözleşme tarihinde murisin yaşı, sağlık durumu ve mal varlığı miktarı.
5. Özel Durumlar ve Uygulama Esasları
Zamanaşımı: Muris muvazaası iddiaları, herhangi bir zamanaşımı veya hak düşürücü süreye tabi değildir; her zaman dava açılabilir (1. HD-2021/1023-2022/805). Ancak mirasbırakanın kadastro tespitinden önce ölmesi halinde 10 yıllık hak düşürücü süre istisnası mevcuttur.
Bedelin Niteliği: Satış bedelinin (semen) mutlaka para olması gerekmez; hizmet veya emek de bedel olarak kabul edilebilir. Bu husus Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 29.04.2009 tarihli ve 2009/1-130 E., 2009/150 K. sayılı kararı ile desteklenmiştir (1. HD-2012/4377-2012/7318).
Paylaştırma Amacı: Mirasbırakan tüm mirasçıları kapsayacak şekilde bir paylaştırma yapmışsa, mal kaçırma kastından söz edilemeyeceğinden 1974 tarihli İBK uygulanmaz (1. HD-2006/10368-2006/11481).
Ek Bilgiler
Aşağıdaki bilgiler, karar metinlerinde sınırlı bilgi olduğunda ek bağlam sağlayan ikincil kaynak niteliğindeki yanıtlardan derlenmiştir:
Tapu Kaydı Şartı: Muris muvazaası davalarında, temliki tasarrufa konu edilen malın muris adına kayıtlı olması gerektiği, aksi halde 1974 tarihli İBK kurallarının uygulanamayacağı savunulmuştur (1. HD-2025/1998-2025/2717).
Ağır Hastalık ve Bakım Sözleşmeleri: Mirasbırakanın ölümünden çok kısa süre önce (örneğin 2 gün önce), ağır hastalık (kanser vb.) durumunda yaptığı ölünceye kadar bakma sözleşmelerinde, mal kaçırma kastının tespiti için murisin tüm malvarlığının araştırılması ve ahlaka aykırılık unsurunun değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir (1. HD-2013/16335-2014/1519).
Çelişkili Beyanlar: Davalıların yargılama sürecinde çelişkili beyanlarda bulunması (önce bedelli satış deyip sonra bedelsiz olduğunu kabul etmesi gibi), muvazaanın tespitinde önemli bir delil olarak kabul edilmiştir (1. HD-2018/2587-2019/2809).
Bu makalede yer alan bilgiler genel bilgilendirme amaçlı olup, hukuki danışmanlık teşkil etmemektedir. Miras hukukundan doğan haklarınızın kaybolmaması, davanın usulden reddedilmemesi ve sürecin doğru yönetilmesi adına alanında uzman bir avukat desteğinden faydalanmanız önemle tavsiye olunur.