Terekenin Tespiti Davası 2026 | Şartları, Süreci ve Yargıtay Kararları Rehberi

04 Mart 2026 · Av. Rıdvan GÜNEY
Terekenin Tespiti Davası
Terekenin Tespiti Davası

Bir yakınımızın vefatı, sadece duygusal açıdan değil, hukuki açıdan da son derece hassas bir süreci beraberinde getirir. Geride bıraktığı malvarlığının ne olduğu, hangi borçların bulunduğu, banka hesaplarının, taşınmazlarının, araçlarının ve ticari ortaklıklarının güvence altına alınması gibi pek çok konu, mirasçılar için acil öneme sahiptir. İşte tam bu noktada, terekenin tespiti davası devreye girer. Mirasbırakanın ölümü anındaki tüm aktif ve pasif malvarlığının resmi yollarla tespit edilmesini sağlayan bu dava, miras hukukunun en kritik koruma mekanizmalarından biridir.

Bu kapsamlı rehberde; terekenin tespiti davasının hukuki niteliği, görevli ve yetkili mahkeme, dava süresi, yargılama usulü, Yargıtay içtihatları ve pratikte sıkça yapılan hatalar gibi tüm detayları ele alacağız. Özellikle İzmir ve çevresinde miras hukuku uyuşmazlığı yaşayan vatandaşlarımız için yol gösterici nitelikte olan bu yazı, alanında uzman bir miras avukatından profesyonel destek almanın önemini de ortaya koyacaktır.

Terekenin Tespiti Davası Nedir? Temel Tanım ve Hukuki Nitelik

Terekenin tespiti davası, en temel tanımıyla, mirasbırakanın ölüm anındaki malvarlığı unsurlarının belirlenmesi, korunması ve hak sahiplerine intikalinin sağlanması amacıyla başvurulan bir koruma önlemidir. Bir kimsenin vefatı ile birlikte, sahip olduğu tüm haklar, borçlar, alacaklar ve taşınır ile taşınmaz mallar bir bütün halinde mirasçılarına geçer. Ancak bu geçişin sağlıklı olabilmesi için öncelikle ortada ne kadarlık bir malvarlığı olduğunun hukuken, resmi merciler aracılığıyla saptanması gerekir.

Mirasbırakanın aktifleri olarak adlandırılan gelirleri, paraları, mülkleri ile pasifleri olarak adlandırılan borçları ve yükümlülüklerinin net bir fotoğrafının çekilmesi işlemi, bu dava aracılığıyla gerçekleştirilir. Bu dava, Türk Medeni Kanunu (TMK)’nun 589 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir ve ölüm tarihi itibarıyla terekeyi oluşturan unsurları belirlemeye, olası ihtilaflarda başvuru kaynağı oluşturmaya yönelik bir tedbir niteliği taşır.

Terekenin Tespiti Davasının Delil Tespiti Niteliği

Yargıtay kararlarında bu davanın niteliği oldukça net biçimde ortaya konulmuştur. Tereke tespiti davaları bir delil tespiti niteliğindedir; bir istihkak davası değildir. İstihkak davası, mülkiyet çekişmesini çözen ve kimin malik olduğuna kesin olarak karar veren bir eda davasıdır. Terekenin tespiti sürecinde ise mahkeme, malın kime ait olduğu konusundaki derin hukuki tartışmalara girmez; yalnızca ölüm anında o malın müteveffanın zilyetliğinde veya kayıtlarında olup olmadığını belirler.

Bu nedenle terekenin tespiti davasında mülkiyet aidiyeti konusunda nihai hüküm kurulamaz. Yüksek mahkemenin yerleşik içtihatları, bu sınırın aşılmasını kesin bir bozma sebebi olarak kabul etmektedir. Mirasçıların çoğu, bu davayı açtıklarında mahkemenin malları aralarında paylaştıracağını sanmaktadır; oysa hukuki gerçeklik bundan oldukça farklıdır.

Terekenin Tespiti ile Diğer Miras Hukuku Kurumlarının Farkları

Miras hukuku, birbirine benzeyen ancak hukuki sonuçları itibarıyla birbirinden tamamen ayrılan birçok kurumu bünyesinde barındırır. Bu nedenle terekenin tespiti davasının ne olmadığını anlamak, ne olduğunu anlamak kadar önemlidir.

Resmi Defter Tutma ile Farkı

Terekenin tespiti talebi, mirası kabul veya redde esas teşkil eden resmi defter tutma ile karıştırılmamalıdır. Resmi defter tutma, TMK 619 ve devamı maddelerinde düzenlenmiş olup, mirasçıların mirası kabul edip etmeme konusunda karar verebilmeleri için devlet gözetiminde aktif ve pasiflerin yazılması işlemidir. Bu işlem sonucunda mirasçı, sadece deftere yazılan borçlardan sorumlu olmayı kabul edebilir.

Oysa bu yazıda incelediğimiz tereke tespiti, TMK md. 590 kapsamında koruma amaçlı defter tutmayı içerir. Burada amaç, mirasın reddine zemin hazırlamak değil; malların kaçırılmasını, kaybolmasını önlemek ve mevcut durumu resmi kayıt altına almaktır.

Mirasın Paylaştırılması Davası ile Farkı

Bir diğer hayati fark ise paylaştırma konusundadır. Terekenin tespiti davası sonucunda tereke mallarının paylaştırılmasına veya bedellerinin mirasçılara ödenmesine karar verilemez. Bu süreç, bir miras taksimi veya ortaklığın giderilmesi (izale-i şüyu) davası değildir. Mahkemenin görevi yalnızca fotoğrafı çekmek ve koruma önlemi almaktır. Bu fotoğraftaki unsurları mirasçıların yasal paylarına göre dağıtmak, ayrı bir davanın ya da mirasçılar arası sözleşmenin konusudur.

Mahkemece tasfiye sonucu doğuracak şekilde hüküm kurulması açık bir bozma sebebidir. Örneğin Sulh Hukuk Hâkimi, tespit işlemini aşarak bankadaki parayı mirasçılık belgesindeki paylara göre mirasçıların hesaplarına havale ederse, bu durum açık bir usul ihlali olacak ve üst mahkemece iptal edilecektir.

Terekenin Tespiti Davasında Görevli ve Yetkili Mahkeme

Hukuk muhakemesi sistemimizde, davanın doğru mahkemede açılması esasa girilmeden önce incelenen ilk ve en kritik şarttır. Yanlış mahkemeye yapılan başvuru, aylar sürecek zaman kayıplarına ve ciddi hak mağduriyetlerine sebebiyet verebilir.

Görevli Mahkeme: Sulh Hukuk Mahkemesi

Mevzuat ve yargı kararları uyarınca, terekenin tespiti davalarında görevli mahkeme Sulh Hukuk Mahkemesi’dir. Görevli mahkemenin Sulh Hukuk olması, bu işin çekişmesiz yargı kapsamında değerlendirilmesinin ve nispeten daha hızlı, basit yargılama usulüyle çözülmesinin bir yansımasıdır.

Yetkili Mahkeme: Son Yerleşim Yeri Mahkemesi

Yetkili mahkeme ise mirasbırakanın son yerleşim yeri mahkemesidir. Örneğin İzmir’de ikamet eden ve burada vefat eden bir vatandaşın terekesinin tespiti için İzmir Sulh Hukuk Mahkemeleri’ne başvurulması yasal bir zorunluluktur.

Yetkili mahkemenin belirlenmesinde “son yerleşim yeri” kavramı kilit rol oynar. TMK md. 19 uyarınca yerleşim yeri, bir kimsenin sürekli kalma niyetiyle oturduğu yerdir. Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi (MERNİS) kayıtları çoğu zaman ilk başvuru kaynağı olsa da, gerçek hayattaki durum her zaman resmi kayıtlarla örtüşmeyebilir. Bir kişi MERNİS sisteminde farklı bir ilde görünüyor olmasına rağmen, fiilen yıllardır başka bir şehirde, örneğin İzmir’de yaşıyor olabilir. Yargıtay bu gibi durumlarda, fiili ikametgahın esas alınması gerektiğini vurgulamaktadır. Bu yaklaşım, adaletin kâğıt üzerindeki şekli kayıtlara değil, maddi gerçeğe dayanması gerektiği ilkesinin somut bir tezahürüdür.

Bakımevi, Hastane ve Huzurevinde Vefat Durumu

Yaşlılık veya hastalık sebebiyle kurumlarda kalan müteveffaların durumu özel bir değerlendirme gerektirir. Bakımevi, huzurevi veya hastane gibi yerlerde bulunma, TMK md. 22 gereği yeni bir yerleşim yeri edinme sonucunu doğurmaz. Bu durumda asıl yerleşim yeri yetkilidir. Yani bir kişi tedavi amacıyla İzmir’deki bir hastaneye yatırılıp aylar sonra burada vefat etmişse ve asıl yerleşim yeri Manisa ise, yetkili mahkeme Manisa Sulh Hukuk Mahkemesi olmaya devam eder.

Ani Ölüm ve Acil Tedbir İhtiyacı

Kanun koyucu, ani ölümlerde acil müdahale ihtiyacını göz ardı etmemiştir. Mirasbırakan yerleşim yerinden başka bir yerde ölmüşse, ölüm yerindeki Sulh Hâkimi acil koruma önlemlerini alır ve dosyayı asıl yerleşim yeri mahkemesine gönderir. Bu sayede, cenazenin bulunduğu yerdeki taşınır malların, kıymetli evrakların veya nakit paranın, yetkisizlik kararı süreci beklenirken kaybolmasının önüne geçilir.

Terekenin Tespiti Davasında Süre: Hak Düşürücü Süre Yanılgısı

Hukukta süreler, hakların kazanılması veya kaybedilmesi noktasında keskin kılıçlar gibidir. Mirasçılar arasında en çok merak edilen konulardan biri de başvuru süresidir.

TMK 590/3 ve Bir Aylık Süre Kuralı

TMK md. 590/3’te yer alan bir aylık süre kavramı, uygulamada yanlış anlaşılmaktadır. Ancak Yargıtay içtihatları bu konuda net bir tutum sergilemektedir: Bu süre bir hak düşürücü süre değil, düzenleyici niteliktedir.

Hak düşürücü süre, kanunun öngördüğü zaman dilimi içinde hakkın kullanılmaması halinde, o hakkın tamamen ortadan kalktığı sürelerdir. Terekenin tespitinde ise durum farklıdır. Bu süre hâkime yönelik olup, bir ay içinde yapılan başvuruları kabul etme zorunluluğu getirir. Kanun koyucu hâkime, “eğer vefat tarihinden itibaren bir ay içinde terekenin tespiti talebiyle gelirlerse, şartları incelemeden bu talebi derhal kabul et” emrini vermektedir.

Bir Ay Geçtikten Sonra Dava Açılabilir mi?

Evet, açılabilir. Pratikte mirasçılar bazen vefatın üzerinden aylar, hatta yıllar geçtikten sonra gizlenmiş bir malvarlığından veya hesaptan haberdar olabilmektedir. Yargıtay bu noktada kesin bir duruş sergiler: Koruma önlemi olarak terekenin tespiti, önlem yararsız hale gelmedikçe veya tereke paylaşılmadığı sürece her zaman istenebilir.

Mahkemelerin bir aylık sürenin geçtiği gerekçesiyle davayı reddetmesi, Yargıtay tarafından bozma sebebi sayılmıştır. Dolayısıyla miras davası süreçlerinde süre yönünden panik yapılmamalı; ancak delillerin kaybolmaması adına bir İzmir miras avukatından gecikmeksizin hukuki destek alınmalıdır.

Yargılama Usulü ve Hâkimin Re’sen Araştırma Yükümlülüğü

Medeni yargılama hukukumuzda kural olarak “taraflarca getirilme ilkesi” geçerlidir. Yani hâkim, tarafların önüne getirdiği deliller ve iddialarla bağlıdır; kendiliğinden gidip delil toplayamaz. Ancak terekenin tespiti davası, doğası gereği bu genel kuralın en büyük istisnalarından biridir.

Re’sen Araştırma İlkesi Nedir?

Mahkeme, terekenin tespiti davalarında Re’sen Araştırma İlkesi gereği aktif bir rol oynamalıdır. Re’sen araştırma, hâkimin tarafların talepleriyle bağlı kalmaksızın, maddi gerçeği ortaya çıkarmak için kendiliğinden gerekli tüm araştırmaları yapması, kurumlara yazılar yazması ve delilleri bizzat toplaması anlamına gelir. Bir mirasçı “babamın sadece şu bankada hesabı var” dese bile, hâkim diğer ihtimalleri de göz önünde bulundurmak zorundadır.

Hâkimin Başvuracağı Kurumlar ve Araştırma Kapsamı

Yargıtay içtihatları uyarınca, mahkeme kendiliğinden aşağıdaki kurumlara yazışma yapmakla yükümlüdür:

  • Türkiye Bankalar Birliği: Müteveffanın ülkedeki tüm bankalardaki mevduat hesapları, kiralık kasaları ve kredi borçları tespit edilir.
  • Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü (TAKBİS): Ülke genelindeki tüm aktif ve pasif tapu kayıtları incelenir.
  • Emniyet Genel Müdürlüğü — Trafik Tescil: Kayıtlı tüm motorlu araçlar belirlenir.
  • Ticaret Sicil Müdürlükleri ve Ticaret Bakanlığı: Şirket ortaklıkları, pay senetleri ve ticari işletmeler tespit edilir.
  • Vergi Daireleri ve SGK: Vergi borçları, prim alacakları ve ekonomik geçmiş incelenir.
  • İlgili Kolluk Birimleri: Fiili ikametgah ve malvarlığı araştırması yapılır.

Tüm bu süreç, mirasçıların bireysel olarak ulaşmaları imkânsız olan devasa bir bilginin, mahkeme kudretiyle süzülerek dosyaya girmesini sağlar.

Hasımsız Dava Açılması Durumu

Terekenin tespiti, doğası gereği bazen “hasımsız” olarak tek taraflı açılabilir. Ancak dava hasımsız açılsa bile, mahkeme sadece sunulan delillerle yetinmemeli; aktif ve pasif araştırmasını kapsamlı yapmalı ve ilgili kişilere delil bildirme hakkı tanımalıdır.

Koruma Tedbirleri ve Tereke Defterinin Tutulması

Tespit işlemleri tamamlandıktan sonra mahkemenin görevi bitmez; koruma tedbirlerinin fiilen uygulanması safhasına geçilir.

Tereke Defterinin Hukuki Önemi

Tereke malları özenle deftere geçirilir. Bu defter, ileride açılacak mirasın taksimi veya ortaklığın giderilmesi davalarının en temel delilini oluşturacaktır. Tereke defteri; tapular, banka hesapları, araçlar, ortaklık payları, ziynet eşyaları, mobilyalar, sanat eserleri ve diğer tüm malvarlığı kalemlerini içerecek şekilde düzenlenir.

Muhafazası Zor Malların Satışı

Eğer terekede bozulmaya yüz tutmuş, muhafazası masraflı olan veya değer kaybetme riski taşıyan mallar varsa (örneğin hasat edilmiş tarım ürünleri, canlı hayvanlar veya hızlı değer kaybeden ticari emtialar), muhafazası mümkün olmayanlar satılıp paraya çevrilir. Elde edilen para ve dövizler resmi banka hesaplarına yatırılır.

Ziynet Eşyaları ve Değerli Mallar

Müteveffanın evinde veya kiralık kasasında bulunan mücevherat gibi değerli eşyaların durumu özel bir hassasiyet gerektirir. Ziynet eşyaları mahkeme kasasına alınır veya kaydedilir. Diğer eşyalar ilgilisine veya yediemine teslim edilir.

Tereke Tespit Kararlarına Karşı Kanun Yolları

Sulh Hukuk Mahkemesi’nin verdiği tespit ve koruma kararlarına karşı başvurulabilecek yasal yollar oldukça spesifik kurallara tabidir.

Genel Kural: Temyiz Edilemezlik

TMK 589 ve devamı maddeleri gereğince alınan koruma önlemlerine ilişkin kararlar, nihai hüküm niteliğinde olmadığından kural olarak temyizi kabil değildir. Bu tür kararlar kesin niteliktedir. Mahkeme mülkiyet hakkında kesin karar vermemiş, sadece mevcut durumu kayıt altına almıştır. Ortada kesinleşmiş bir yargı kararı bulunmadığı için, üst mahkemenin denetimine sunulacak nihai bir uyuşmazlık çözümü de yoktur.

İstisna: Hangi Durumlarda Temyiz Mümkün?

Yargıtay, aşağıdaki istisnai durumlarda kararları temyiz incelemesine tabi tutmaktadır:

  • Usulden red kararı: Talebin haksız yere süre yönünden reddedilmesi.
  • Eksik araştırma: Mahkemenin re’sen araştırma görevini yerine getirmemesi.
  • Yetki aşımı: Mahkemenin paylaştırma veya mülkiyet hükmü kurması.
  • Görev sınırının aşılması: Tasfiye sonucu doğuran hüküm kurulması.

Ayrıca belirtmek gerekir ki, Sulh Hukuk Mahkemesi kararları kural olarak karar düzeltmeye tabi değildir.

Özel Durumlar ve Yargıtay İçtihatları

Miras hukuku pratiğinde her dosya kendi içinde nev-i şahsına münhasır özellikler barındırır. Bazı özel durumlar Yargıtay’ın spesifik içtihatlarıyla çözüme kavuşturulmuştur.

Alacaklıların Tereke Tespiti Talep Etme Hakkı

Terekenin tespiti sadece mirasçılara özgü bir yol değildir. Mirasbırakanın alacaklıları da hak kaybını önlemek amacıyla terekenin tespitini ve defter tutulmasını isteyebilir. Müteveffadan yüklü miktarda alacağı olan bir kişi, mirasçıların bu borcu ödememek için mal kaçırmalarından endişe ediyorsa, mahkemeye başvurarak terekenin resmi yollarla kayıt altına alınmasını talep edebilir.

Mirastan Iskat Edilen Kişinin Durumu

Mirastan ıskat edilen ve vasiyetnamenin iptali davası reddedilip kesinleşmiş kişinin, tereke tespiti davasında hükmü temyiz etmekte hukuki yararı bulunmamaktadır. Bir kişi mirastan yasal yollarla çıkarılmışsa ve bu karara karşı açtığı dava aleyhine kesinleşmişse, artık tereke malları üzerinde hiçbir hukuki menfaati kalmamış demektir.

İhtilaflı Taşınmazların Durumu

Terekeye ait olduğu iddia edilen bir mal hakkında başka bir mahkemede dava devam ediyorsa, o dava kesinleşmeden söz konusu mal tereke mevcudu içinde gösterilmemelidir. Örneğin, müteveffa yaşarken bir taşınmazını üçüncü kişiye devretmiş, mirasçılar bu devrin muvazaalı (danışıklı) olduğunu iddia ederek tapu iptal ve tescil davası açmışsa; bu dava kesinleşip taşınmaz tekrar müteveffa adına tescil edilene kadar, söz konusu taşınmaz tereke tespiti dosyasında aktif malvarlığı olarak kaydedilemez.

Tereke Temsilcisi Ataması

Mirasçılar arasında anlaşmazlık varsa veya terekenin yönetimi zorsa, mirasın paylaşımına kadar görev yapmak üzere tereke temsilcisi atanabilir. Bu temsilci:

  • Tereke mallarını mirasçılar adına idare eder,
  • Kira, faiz ve temettü gibi gelirleri toplar,
  • Emlak vergisi ve diğer yükümlülükleri öder,
  • Malvarlığının değer kaybetmesini engelleyici tedbirler alır.

Temsilcinin görevi, kararın kesinleşmesiyle değil, paylaşımın tamamlanmasıyla sona erer. Tereke temsilcisi, miras ortaklığının tüzel kişiliği olmamasından kaynaklanan hukuki boşluğu dolduran ve mirasçıların ortak menfaatlerini koruyan kilit bir figürdür.

Terekenin Tespiti Davasında Sıkça Yapılan 5 Hata

Miras hukuku pratiğimizde gözlemlediğimiz ve mirasçıların ciddi hak kayıpları yaşamasına neden olan yaygın hatalar şunlardır:

  1. Bir aylık sürenin kaçırıldığı zannıyla dava açmaktan vazgeçmek: Oysa bu süre hak düşürücü değildir.
  2. Davanın paylaşım davası olduğunu sanmak: Tereke tespiti ile taksim davası birbirinden farklıdır; ayrı ayrı açılmalıdır.
  3. Delilleri bireysel olarak toplamaya çalışmak: Bankalar ve tapu gibi kurumlar ancak mahkeme kararı ile bilgi verir.
  4. Yanlış yetkili mahkemeye başvurmak: Ölüm yeri değil, son yerleşim yeri mahkemesi yetkilidir.
  5. Muvazaalı devir yapılmış taşınmazları doğrudan tereke defterine yazdırmak istemek: Bu durumda önce tapu iptal davası açılmalıdır.

İzmir’de Terekenin Tespiti Davası: Yerel Uygulama ve Önerilerimiz

İzmir gibi büyük şehirlerde, miras hukukundan doğan uyuşmazlıkların karmaşıklığı giderek artmaktadır. Şehir merkezindeki çok katlı ticari gayrimenkuller, kıyı bölgelerindeki yazlık evler, Aliağa ve Menemen gibi sanayi bölgelerindeki fabrikalar, Urla ve Çeşme hattındaki lüks villalar; hepsi tereke tespiti süreçlerinde özel bir uzmanlık gerektirir.

Avukat Rıdvan Güney Hukuk Bürosu olarak, İzmir ve çevre illerde yürüttüğümüz tereke tespiti davalarında; gizlenmiş banka hesaplarının tespitinden, yurt dışında bulunan malvarlıklarının ortaya çıkarılmasına, şirket ortaklıklarının değerlemesinden dijital varlıkların korunmasına kadar geniş bir yelpazede hukuki destek sağlamaktayız.

Genel Değerlendirme ve Sonuç

Tüm bu açıklamalar ışığında özetlemek gerekirse; terekenin tespiti davası, mirasın paylaşımına kadar geçen sürede malvarlığının korunmasını sağlayan, süreye tabi olmayan ve hâkimin re’sen araştırma ilkesiyle hareket ettiği bir çekişmesiz yargı işidir. Mahkemeler bu davada mülkiyet sorunlarını çözmemeli, sadece mevcut durumu tespit edip koruma altına almalıdır. Verilen kararlar tedbir niteliğinde olduğundan kural olarak temyiz edilemez, ancak usul ve yasaya aykırı ret kararları veya yetki aşımı durumları Yargıtay denetimine tabidir.

Miras hukuku, duygusal yıpranmaların sıklıkla yaşandığı ve geri dönülmesi imkânsız maddi kayıpların an meselesi olduğu bir alandır. Avukat Rıdvan Güney Hukuk Bürosu olarak gayrimenkul, miras ve kira uyuşmazlıklarında edindiğimiz tecrübeler açıkça göstermektedir ki; terekenin tespiti sürecinin doğru mahkemede, doğru usullerle ve titizlikle yürütülmesi, ileride açılacak tüm miras taksimi ve ortaklığın giderilmesi davalarının temelini oluşturmaktadır.

İzmir ve çevresinde miras hukukundan doğan haklarınızın korunması, terekenin tespiti süreçlerinin hızlı ve güvenilir şekilde başlatılması için uzman bir İzmir miras avukatından hukuki danışmanlık almak hayati önem taşımaktadır.


Sık Sorulan Sorular (SSS)

1. Terekenin tespiti davası açmak için yasal bir süre sınırı var mıdır?

Türk Medeni Kanunu’nda yer alan bir aylık süre, mirasçılar açısından hak düşürücü süre değildir. Bu süre, mahkemeye yönelik düzenleyici bir süredir. Koruma önlemi niteliğindeki terekenin tespiti talebi; önlem yararsız hale gelmedikçe veya mirasçılar arasında tereke tamamen paylaşılmadığı sürece her zaman ileri sürülebilir.

2. Terekenin tespiti davası sonucunda mirasçılara paylaştırma yapılır mı?

Hayır. Bu dava bir paylaşım davası değildir. Terekenin tespiti sonucunda mallar paylaştırılmaz, bedeller mirasçılara ödenmez. Bu sürecin amacı yalnızca vefat anındaki malvarlığını tespit edip koruma altına almaktır. Paylaşım için ayrıca miras taksimi davası veya ortaklığın giderilmesi (izale-i şüyu) davası açılması gerekir.

3. Mirasbırakanın alacaklıları terekenin tespitini talep edebilir mi?

Evet. Terekenin tespiti sadece mirasçılara özgü bir yol değildir. Müteveffanın alacaklıları da ileride yaşanabilecek hak kayıplarını önlemek adına bu davayı açabilir. Yargıtay içtihatları, alacaklıların bu konuda açık hukuki yararı olduğunu kabul etmektedir.

4. Mahkemenin verdiği tereke tespit kararına karşı itiraz edilebilir mi?

Kural olarak bu kararlar temyiz edilemez ve kesin niteliktedir. Ancak mahkemenin talebi haksız yere süre yönünden reddetmesi, eksik araştırma yapması veya yetkisini aşarak mülkiyet hükmü kurması gibi istisnai durumlarda bu kararlar Yargıtay denetimine tabidir.

5. Terekenin tespiti davası ne kadar sürer?

Sulh Hukuk Mahkemesi’nde görülen bu dava, çekişmesiz yargı kapsamında olduğundan çekişmeli davalara göre daha hızlı sonuçlanır. Ancak banka araştırması, TAKBİS sorguları ve kolluk tahkikatları nedeniyle sürecin 3 ila 12 ay arasında tamamlandığını söyleyebiliriz. Terekenin büyüklüğüne ve bulunan varlıkların niteliğine göre bu süre uzayabilir.

6. Yurt dışındaki malvarlığı tereke tespitine dahil edilir mi?

Türk mahkemeleri, müteveffanın yurt içindeki malvarlığı üzerinde tam yetkilidir. Yurt dışındaki malvarlıkları için ise ilgili ülkenin hukuk kuralları ve uluslararası adli yardımlaşma antlaşmaları çerçevesinde tespit yapılabilir. Bu süreç daha karmaşık olup uluslararası miras hukuku alanında tecrübeli bir avukatın desteğini gerektirir.

7. Dijital varlıklar (kripto para, e-ticaret hesapları) tereke tespitine girer mi?

Evet. Günümüzde dijital varlıklar da terekenin bir parçasıdır. Kripto para cüzdanları, dijital platformlardaki alacaklar, e-ticaret mağazaları ve sosyal medya üzerinden elde edilen gelirler; tespit edilmesi mümkün olduğu ölçüde tereke defterine kaydedilir. Ancak bu varlıkların tespiti teknik uzmanlık gerektirir.


İlgili Blog Yazıları (Dahili Linkler)


Yasal Uyarı ve Bilgilendirme

Bu makalede yer alan tüm içerikler, yalnızca vatandaşları genel hukuki süreçler hakkında aydınlatmak ve kamuoyunu bilgilendirmek amacıyla hazırlanmış olup, hiçbir şekilde somut olaylara yönelik kesin hukuki tavsiye veya mütalaa niteliği taşımamaktadır. Web sitemizde yayımlanan bu yazı, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu, Türkiye Barolar Birliği Meslek Kuralları ve Türkiye Barolar Birliği Reklam Yasağı Yönetmeliği hükümleri çerçevesinde kaleme alınmıştır.

İşbu metin; ticari kazanç elde etme, reklam yapma, iş sağlama veya avukatlar arası haksız rekabet yaratma amacı gütmemektedir. Her hukuki uyuşmazlık kendi içinde spesifik detaylar barındırdığından, karşılaştığınız güncel sorunlar için mutlaka alanında uzman bir avukattan doğrudan profesyonel hukuki danışmanlık hizmeti almanız gerekmektedir.


⚖ Yazar Künyesi İzmir Barosu · Sicil No: 11839
Av. Rıdvan Güney - İzmir Avukatı

Av. Rıdvan Güney

Kurucu Avukat · Rıdvan Güney Hukuk Bürosu

Mezuniyet:İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi
Deneyim:10+ yıl (2015’ten bu yana)
Uzmanlık:Gayrimenkul, Miras, Kira, Aile Hukuku
Diller:Türkçe, İngilizce, Almanca
Konum:Bayraklı / İzmir