Ölüm, insan hayatının kaçınılmaz bir gerçeği olmasının yanı sıra, hukuki anlamda da son derece kritik sonuçlar doğuran bir olaydır. Bir gerçek kişinin ölümüyle birlikte, onun medeni hukuk anlamındaki kişiliği ve hak ehliyeti tamamen sona erer. Ancak kişinin hayattayken kurduğu hukuki ilişkiler, sahip olduğu malvarlığı, borçları ve alacakları ölümle birlikte yok olmaz; bunlar miras hukuku kuralları çerçevesinde yasal veya atanmış mirasçılara intikal eder. Kişi hayattayken, kendi vefatından sonra malvarlığının akıbetini belirlemek, sevdiklerini güvence altına almak veya belirli kişi ya da kurumlara destek olmak amacıyla çeşitli ölüme bağlı tasarruflarda bulunabilir. Bu tasarrufların en yaygın ve bilinen şekli vasiyetnamedir.
Vasiyetname, miras bırakanın, yani hukuki tabirle murisin, son istek ve arzularını içeren, malvarlığının ölümünden sonra kimlere ve hangi şartlar altında geçeceğini belirleyen tek taraflı bir irade beyanıdır. Miras bırakanın bu son arzularının hukuki bir zeminde hayat bulması ve fiilen uygulanabilmesi ise Türk Medeni Kanunu kapsamında düzenlenen vasiyetnamenin tenfizi kurumu ile mümkün olmaktadır. Vasiyetnamenin tenfizi davası, miras hukukunun en karmaşık, en çok detay barındıran ve uygulamada en sık karşılaşılan dava türlerinden biridir. Bu makalede, vasiyetnamenin tenfizi kavramının hukuki niteliği, vasiyetnamenin açılması süreci, tenfiz davasının şartları, davanın tarafları ve görevli mahkemeler gibi konular, arama motoru optimizasyonu dinamikleri ve okuyucuların bilgi ihtiyaçları gözetilerek son derece kapsamlı bir biçimde ele alınacaktır.
Vasiyetnamenin Tenfizi Kavramının Hukuki Niteliği
Miras bırakanın tek taraflı iradesiyle oluşturduğu vasiyetname, şahsa sıkı sıkıya bağlı bir işlemdir. Bu durum, vasiyetnamenin bizzat miras bırakan tarafından yapılması gerektiği, temsilci veya vekil aracılığıyla vasiyetname düzenlenemeyeceği anlamına gelir. Türk Medeni Kanunu, vasiyetnamenin geçerli olabilmesi için belirli şekil şartları öngörmüştür. Bir vasiyetname, resmi memur huzurunda tanıklarla birlikte düzenlenen resmi vasiyetname, miras bırakanın başından sonuna kadar kendi el yazısıyla yazıp imzaladığı ve tarih attığı el yazılı vasiyetname veya kanunda belirtilen olağanüstü durumlarda başvurulan sözlü vasiyetname şeklinde yapılabilir. Hangi şekilde yapılmış olursa olsun, bir vasiyetname miras bırakanın sağlığında hiçbir hukuki sonuç doğurmaz. Muris, hayatta olduğu sürece vasiyetnamesinden serbestçe dönebilir, vasiyetnameyi değiştirebilir veya iptal edebilir. Vasiyetnamenin hüküm ve sonuçlarını doğurmaya başladığı an, kesin olarak miras bırakanın ölüm anıdır.
Vasiyetin tenfizi ise, en temel ifadeyle, murisin vasiyetname aracılığıyla ortaya koyduğu iradenin ve ölüme bağlı tasarrufların icra edilmesi, yani hayata geçirilmesi sürecidir. Türk Medeni Kanunu’nun 550. maddesi ve devamında düzenlenen vasiyetin tenfizi hükümleri, miras bırakanın son arzularının, yasal mirasçıların veya üçüncü kişilerin keyfi engellemelerine maruz kalmadan yerine getirilmesini güvence altına almayı hedefler.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararlarında ve yerleşik içtihatlarda sıklıkla vurgulandığı üzere, vasiyetnamenin tenfizi davası doğası gereği bir ayni hakkın doğrudan tesisi veya doğrudan bir mülkiyetin geçişi davası değildir. Bu dava, özünde bir tespit davası niteliği taşır. Vasiyetnamenin tenfizi davası ile hedeflenen birincil amaç, söz konusu vasiyetnamenin usulüne uygun olarak açıldığını, ilgililere okunduğunu, yasal itiraz süreleri içinde vasiyetnameye herhangi bir itiraz edilmediğini veya edilen itirazların yargı mercilerince reddedilerek sonuçsuz kaldığını, dolayısıyla vasiyetnamenin kesinleştiğini ve icra edilebilir hale geldiğini tespit etmektir. Bir başka deyişle, bu dava, miras bırakanın iradesinin hukuken geçerli ve uygulanabilir olduğuna dair mahkemeden alınan resmi bir onay belgesi niteliğindedir. Bu tespit kararı alındıktan sonra, vasiyet alacaklısı ilgili tapu müdürlüklerine, bankalara veya diğer sicil dairelerine başvurarak vasiyet konusu malvarlığının kendi üzerine geçirilmesini talep edebilir.
Vasiyetnamenin Açılması ve İlgililere Okunması Aşaması
Miras bırakanın son iradesinin hayata geçirilmesi sürecindeki mutlak ilk aşama, vasiyetnamenin görevli mahkeme olan Sulh Hukuk Mahkemesi tarafından açılması ve ilgililere okunmasıdır. Bir kişinin vefatının ardından, onun eşyaları arasında, kasasında veya herhangi bir yerde bulunan el yazılı bir vasiyetnamenin ya da noterliklerde muhafaza edilen resmi bir vasiyetnamenin varlığı tespit edildiğinde, bu belge vakit kaybetmeksizin ve derhal yerleşim yeri Sulh Hukuk Hakimine teslim edilmelidir. Kanun koyucu, vasiyetnameyi bulan veya elinde bulunduran kişilere bu teslim yükümlülüğünü kesin bir dille yüklemiş olup, bu yükümlülüğün ihlali hukuki ve hatta cezai sorumluluklar doğurabilir. Teslim edilen vasiyetname, mahkemeye teslim tarihinden itibaren en geç bir ay içinde hakim tarafından açılarak incelenir ve ilgililerin huzurunda yüksek sesle okunur.
Burada dikkat edilmesi gereken en önemli hususlardan biri, vasiyetnamenin okunacağı ilgililer kavramının kapsamıdır. İlgililer ifadesi sadece kan hısımlığına veya evlilik bağına dayalı yasal mirasçıları değil, aynı zamanda vasiyetname ile kendilerine belirli bir mal bırakılan vasiyet alacaklılarını, atanmış mirasçıları ve hatta vasiyetnamede adı geçen diğer tüm hak sahiplerini kapsar. Mahkeme, vasiyetnameyi okumak üzere bir duruşma günü tayin eder ve bu duruşma gününü bilinen tüm mirasçılara ve ilgililere resmi tebligat yoluyla bildirir. Vasiyetnamenin açılması işlemi, miras hukukunda kamu düzenine ilişkin bir kural olarak kabul edilmektedir. Bu nedenle, vasiyetnamenin açılması için mirasçıların veya vasiyet alacaklılarının özel bir talepte bulunmasına gerek yoktur; sulh hukuk mahkemesi hakimi bu işlemi tamamen re’sen, yani kendiliğinden yerine getirir. Bu katı kuralın temel amacı, miras bırakanın son isteklerinin gizli kalmasını önlemek, mirasçılardan birinin kendi aleyhine olan bir vasiyetnameyi sumen altı etmesinin önüne geçmek ve murisin iradesinin hukuken bağlayıcı bir şekilde gün yüzüne çıkmasını sağlamaktır. Vasiyetnamenin açılıp okunmasıyla birlikte murisin ölüme bağlı tasarrufları hukuken bilinirlik kazanır, ancak bu durum söz konusu tasarrufların derhal ve fiilen uygulanacağı anlamına gelmez. Vasiyetin içeriğinin fiiliyata dökülebilmesi, tapu devirlerinin yapılabilmesi veya bankadaki paraların çekilebilmesi için vasiyetin tenfizi adı verilen asıl yargısal sürecin başarıyla tamamlanması zorunludur.
Vasiyetnamenin Tenfizi Davasının Aşamaları ve Ön Şartları
Vasiyetin tenfizi davası, sıradan bir alacak veya tazminat davasından farklı olarak, kendi içinde katı ön şartlara ve silsile halinde ilerleyen usuli aşamalara sahiptir. Bu davaya bakan asliye hukuk hakimi, esasa girip vasiyetin yerine getirilmesine karar vermeden önce bir dizi usuli şartın gerçekleşip gerçekleşmediğini titizlikle incelemek zorundadır. İlk ve en önemli şart, dava konusu vasiyetnamenin sulh hukuk mahkemesi tarafından usulüne uygun bir biçimde açılıp okunduğunun tespit edilmesidir. Eğer ortada henüz açılmamış, ilgililere tebliğ edilmemiş ve sulh hukuk mahkemesi süzgecinden geçmemiş bir vasiyetname varsa, tenfiz davası dinlenemez ve usulden reddedilir. Bu sebeple davacı tarafın, vasiyetnamenin açıldığına ve bu açılma kararının kesinleştiğine dair mahkeme ilamını ve kesinleşme şerhini temin ederek tenfiz davası dosyasına ibraz etmesi gerekmektedir. Mahkeme, vasiyetnamenin açıldığı dosyayı celbederek, Türk Medeni Kanunu’nun 596. maddesi ve devamında belirtilen tebliğ işlemlerinin tüm yasal mirasçılara ve ilgililere usulüne uygun yapılıp yapılmadığını denetler.
Vasiyetnamenin usulünce açıldığı tespit edildikten sonraki en kritik aşama, vasiyetnamenin iptali davası veya tenkis davası açılması için kanunda öngörülen bir yıllık hak düşürücü sürenin geçip geçmediğinin araştırılmasıdır. Miras bırakanın vasiyetname düzenlerken ehliyetsiz olması, vasiyetnamenin hata, hile, korkutma veya zorlama altında yapılmış olması veya kanunun emrettiği şekil şartlarına (örneğin tanık eksikliği, tarih olmaması gibi) uyulmamış olması durumlarında, menfaati zedelenen mirasçılar vasiyetnamenin iptali davası açabilirler. Öte yandan, vasiyetname geçerli olsa bile, miras bırakanın tasarrufları yasal mirasçıların kanundan doğan dokunulmaz hakları olan saklı paylarını ihlal ediyorsa, bu mirasçılar saklı paylarının tamamlanması amacıyla tenkis davası açabilirler. Bu her iki dava türü de, vasiyetnamenin açılıp okunduğuna dair kararın ilgililere tebliğ edilmesinden itibaren bir yıllık hak düşürücü süreye tabidir. Tenfiz davasına bakan hakim, bu bir yıllık sürenin dolmasını beklemek veya bu süre içinde iptal ya da tenkis davası açılıp açılmadığını araştırmakla yükümlüdür. Eğer yasal mirasçılar tarafından açılmış ve derdest olan, yani henüz sonuçlanmamış bir vasiyetnamenin iptali veya tenkis davası mevcutsa, tenfiz mahkemesi bu davaların sonucunu bekletici mesele yapmak zorundadır. Bekletici mesele, başka bir mahkemenin vereceği kararın, mevcut davanın sonucunu doğrudan etkileyeceği durumlarda, yargılamanın o karar kesinleşene kadar durdurulması anlamına gelir. Zira iptal davası sonucunda vasiyetname geçersiz kılınırsa, ortada tenfiz edilecek, yani yerine getirilecek bir vasiyetname kalmayacaktır.
Bu bağlamda değerlendirilmesi gereken bir diğer husus ise on yıllık genel zamanaşımı süresidir. Vasiyetnamenin tenfizi davası, vasiyet alacaklısı açısından bir talep hakkı doğurduğundan, bu hakkın sonsuza kadar kullanılması hukuki güvenlik ilkesiyle bağdaşmaz. Kanun koyucu, vasiyet alacaklısının tenfiz talebini ileri sürebilmesi için on yıllık bir zamanaşımı süresi öngörmüştür. Bu süre, kural olarak vasiyetnamenin açılıp okunması kararının kesinleştiği tarihten itibaren işlemeye başlar. Tüm bu detaylı incelemelerin yapılması, açılmış iptal veya tenkis davalarının kesinleşerek sonuçlanması, tebligatların eksiksiz olması ve zamanaşımı süresinin geçmemiş olması şartlarının bir arada varlığı halinde, asliye hukuk mahkemesi hakimi nihai kararını kurarak vasiyetin tenfizine hükmeder. Bu hüküm, vasiyet alacaklısının hakkına kavuşmasının anahtarıdır.
Vasiyetnamenin Tenfizi Davasında Davacı Sıfatı: Kimler Dava Açabilir?
Hukuk muhakemeleri sistemimizde bir dava açabilmek için taraf ehliyetine ve dava ehliyetine sahip olmanın yanı sıra, dava konusu edilen hak üzerinde meşru ve doğrudan bir menfaatin bulunması, yani aktif husumet ehliyetine (davacı sıfatına) sahip olunması gerekir. Vasiyetnamenin tenfizi davası özelinde davacı sıfatı, münhasıran vasiyetnameden doğrudan doğruya hak elde eden kişilere, hukuki terminolojideki adıyla vasiyet alacaklılarına aittir. Vasiyet alacaklısı, miras bırakanın vasiyetnamesinde külli halef olarak tüm terekeyi bırakmadığı, ancak terekenin içinden spesifik ve belirli bir malvarlığı değerini (örneğin İstanbul’daki daire, bankadaki belirli bir miktar para veya bir antika araç) bıraktığı ya da lehine belirli bir ekonomik tasarrufta bulunduğu kişidir. Vasiyet alacaklısı, miras bırakanın külli halefi, yani mirasçısı değildir; sadece kendisine bırakılan o belirli mal üzerinde şahsi bir alacak hakkına sahip olan kişidir.
Murisin ölümünün ardından ve vasiyetnamenin açılıp kesinleşmesinden sonra, miras hukukunun doğası gereği tüm malvarlığı (tereke) bir bütün halinde ve kendiliğinden yasal mirasçılara intikal eder. Bu aşamada, vasiyetnamede kendisine belirli bir taşınmaz veya hak bırakılan vasiyet alacaklısı, o malın mülkiyetini kendiliğinden kazanamaz. Malın mülkiyeti geçici bir süreliğine yasal mirasçıların elindedir. Eğer yasal mirasçılar, vasiyetnamede belirtilen bu malı kendi rızalarıyla vasiyet alacaklısına devretmezlerse, lehine tasarruf yapılan kişinin elindeki tek ve en güçlü hukuki silah vasiyetnamenin tenfizi davası açmaktır. Örneğin, miras bırakan vasiyetnamesinde yazlık evini çok sevdiği bir dostuna bıraktığını beyan etmişse, murisin çocukları (yasal mirasçılar) tapuya gidip bu evi dostun üzerine devretmekten kaçınabilirler. Bu durumda dost, asliye hukuk mahkemesine başvurarak tenfiz davası açacak ve mahkeme kararıyla tapunun kendi adına tescilini talep edecektir.
Dikkate değer bir diğer senaryo ise vasiyet alacaklısının, miras bırakandan daha sonra, ancak vasiyetnamenin tenfizi davası sonuçlanmadan veya dava açılmadan önce vefat etmesi durumudur. Hukuk sistemimiz, kazanılmış hakları koruduğundan, vasiyet alacaklısının muristen sonra ölmesi halinde, onun tenfiz talep etme hakkı kendi yasal mirasçılarına geçer. Böylece vasiyet alacaklısının mirasçıları da davacı sıfatıyla tenfiz davası açma hakkına sahip olurlar. Ancak önemle vurgulanmalıdır ki, miras bırakan tarafından vasiyetnameyi yürütmek, terekeyi yönetmek ve borçları ödemek üzere atanan vasiyetiyi yerine getirme görevlisi (tenfiz memuru), kural olarak tenfiz davası açamaz. Çünkü vasiyeti yerine getirme görevlisi, vasiyetnameden şahsi bir maddi menfaat veya malvarlığı hakkı elde eden bir kişi değildir; onun görevi idari ve tasfiyeye yöneliktir. Dolayısıyla maddi hakkın tahsili niteliğindeki tenfiz davasını açma yetkisi, hakkın asıl sahibi olan vasiyet alacaklısında kalmaya devam eder.
Vasiyetnamenin Tenfizi Davasında Davalı Sıfatı: Dava Kimlere Karşı Yöneltilir?
Vasiyetnamenin tenfizi davasında pasif husumet ehliyeti, yani davanın kimlere karşı açılacağı hususu davanın reddedilmemesi için hayati önem taşır. Kural olarak vasiyetin tenfizi davası, miras bırakanın malvarlığını ölüm anında kendiliğinden devralan yasal mirasçılara veya varsa muris tarafından atanmış mirasçılara karşı açılır. Bunun temel hukuki gerekçesi, murisin ölümünden sonra terekenin, dolayısıyla vasiyete konu edilen malın da mülkiyetinin kanun gereği mirasçılara geçmiş olmasıdır. Vasiyetname hükümlerine aykırı hareket ederek tereke üzerinde kendi lehlerine tasarrufta bulunan, vasiyet konusu malı zilyetliğinde tutan ve vasiyet alacaklısına teslim etmekten kaçınan taraf doğrudan doğruya mirasçılardır.
Miras bırakanın birden fazla yasal mirasçısı bulunuyorsa, mirasın açılmasıyla birlikte bu mirasçılar arasında tereke üzerinde elbirliği mülkiyeti (iştirak halinde mülkiyet) adı verilen bir mülkiyet rejimi doğar. Elbirliği mülkiyetinde, mirasçıların terekedeki mallar üzerinde belirli bir payı yoktur; hepsi malın tamamına ortaklaşa maliktir. Bu hukuki durum, usul hukukunda zorunlu dava arkadaşlığı kurumu ile sonuçlanır. Yani, vasiyet konusu malın devrini sağlamak amacıyla açılacak tenfiz davasının, tereke üzerinde tasarruf yetkisi bulunan yasal veya atanmış mirasçıların tamamına karşı birlikte yöneltilmesi yasal bir zorunluluktur. Davanın mirasçılardan sadece birine veya birkaçına karşı açılması halinde, mahkeme davacıya diğer mirasçıları da davaya dahil etmesi için süre verecektir.
Bazı durumlarda davanın yöneltileceği kişiler farklılık gösterebilir. Örneğin, miras bırakan vasiyetnamesinde malvarlığının dağıtımını sağlamak ve kendi son arzularını uygulamak üzere özel bir vasiyeti yerine getirme görevlisi atamış ve vasiyet konusu malların zilyetliğini bu görevliye bırakmış olabilir. Bu istisnai durumda, tenfiz davası mirasçılara değil, vasiyeti yerine getirme görevlisine yöneltilmelidir. Uygulamada karşılaşılan en karmaşık durumlardan biri ise, kötü niyetli mirasçıların vasiyet konusu malı hızlıca üçüncü bir kişiye satması veya devretmesidir. Eğer tenfize konu taşınmaz veya taşınır mal mirasçılar tarafından tapuda veya fiilen üçüncü kişilere devredilmişse, vasiyet alacaklısı hakkını aramak için davayı bu üçüncü kişilere de yöneltmek zorundadır. Ancak bu noktada Türk Medeni Kanunu’nun tapu siciline güven ilkesi devreye girer. Malı devralan üçüncü kişinin iyiniyetli olup olmaması, davanın kaderini belirler. Üçüncü kişi, ortada bir vasiyetname olduğunu bilmeden ve bilebilecek durumda olmadan, tapu sicilindeki kayda güvenerek olağan bir satış işlemiyle malı satın almışsa (iyiniyetli ise), kanun bu kişinin mülkiyet hakkını korur ve tenfiz davası bu kişiye karşı kaybedilir. Bu ihtimalde vasiyet alacaklısının tek çaresi, malı haksız yere satan mirasçılara karşı tazminat davası açmaktır. Ancak üçüncü kişi durumu biliyor ve mirasçılarla danışıklı hareket ediyorsa (kötü niyetli ise), tenfiz kararıyla malın mülkiyeti ondan da geri alınabilir.
Görevli ve Yetkili Mahkeme Kuralları
Miras hukukundan kaynaklanan ihtilafların çözümünde hangi mahkemenin görevli ve yetkili olduğu, hukuki sürecin sağlıklı işlemesi için atılması gereken ilk ve en temel adımdır. Mahkemelerin görev ve yetki kuralları kamu düzenine ilişkindir ve yargılamanın her aşamasında hakim tarafından re’sen gözetilir. Vasiyetname işlemleri söz konusu olduğunda, vatandaşlar arasında sıklıkla görevli mahkeme konusunda haklı bir kafa karışıklığı yaşanmaktadır. Vasiyetnamenin mahkemeye teslim edilmesi, açılması, okunması ve ilgililere tebliğ edilmesi gibi çekişmesiz yargı işleri niteliğindeki tüm idari ve hukuki süreçlerde görevli mahkeme Sulh Hukuk Mahkemesidir. Ancak konu vasiyetnamenin tenfizi davasına, yani maddi bir hakkın teslimi ve tapu iptal tescil gibi çekişmeli bir yargı sürecine geldiğinde durum değişir. Vasiyetnamenin tenfizi davası bakımından görevli mahkeme kesin olarak Asliye Hukuk Mahkemesidir. Davanın konusunu oluşturan malvarlığının (taşınmaz, araç, nakit para vb.) ekonomik değeri ne kadar yüksek veya düşük olursa olsun, malvarlığı haklarına ilişkin genel görevli mahkeme statüsündeki asliye hukuk mahkemesi bu davalara bakmakla görevlendirilmiştir.
Yetkili mahkeme, yani coğrafi olarak davanın hangi il veya ilçe adliyesinde açılacağı hususu ise Türk Medeni Kanunu ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu tarafından çok net bir şekilde düzenlenmiştir. Miras hukukuna ilişkin davalarda, özellikle de vasiyetnamenin tenfizi, iptali veya tenkis davalarında kesin yetki kuralı geçerlidir. Bu kesin yetki kuralına göre, davanın açılacağı yer mahkemesi münhasıran miras bırakanın (murisin) ölüm tarihindeki son yerleşim yeri mahkemesidir. Murisin son yerleşkesi neresi ise, nüfus kayıtlarındaki ikametgah adresi neresi olarak görünüyorsa, tenfiz davası da o yerin Asliye Hukuk Mahkemesinde açılmalıdır. Vasiyet konusu taşınmaz başka bir şehirde dahi olsa (örneğin muris Ankara’da yaşıyor ama vasiyet edilen ev Antalya’da), taşınmazın bulunduğu yer mahkemesinde dava açılamaz; dava mutlaka murisin son yerleşim yeri olan Ankara Asliye Hukuk Mahkemesinde açılmalıdır. Kesin yetki kuralı ihlal edilerek dava yanlış yerde açılırsa, mahkeme yetkisizlik kararı vererek dosyayı doğru adliyeye gönderecek, bu da davanın gereksiz yere uzamasına ve hak kayıplarına yol açabilecektir.
Özetle, vasiyetnamenin tenfizi süreci, miras bırakanın hatırasına ve son arzularına saygı duyulmasının hukuki bir yansımasıdır. Ancak bu süreç; vasiyetnamenin sulh hukuk mahkemesinde usulüne uygun açılması, hak düşürücü ve zamanaşımı sürelerinin titizlikle takip edilmesi, bekletici mesele olabilecek iptal ve tenkis davalarının sonuçlanmasının beklenmesi, doğru taraf teşkilinin sağlanması ve doğru mahkemeye başvurulması gibi son derece teknik ve detaylı aşamaları içerir. Herhangi bir usuli hata, hakkın kaybına veya yıllar sürecek yargılamalara neden olabileceğinden, miras hukukunun bu çetrefilli alanında atılacak adımların hukuki bilinçle atılması büyük önem taşımaktadır.
Sık Sorulan Sorular
Vasiyetnamenin Tenfizi Davası Ne Kadar Sürer?
Vasiyetnamenin tenfizi davasının süresi; mahkemenin iş yüküne, taraf sayısına, tebligatların ulaşma hızına ve özellikle ortada bir uyuşmazlık olup olmadığına göre değişiklik gösterir. Eğer yasal mirasçılar tarafından açılmış ve devam eden bir vasiyetnamenin iptali veya tenkis davası varsa, mahkeme bu davaların sonuçlanmasını “bekletici mesele” yapacağı için süreç uzayacaktır. Herhangi bir itirazın olmadığı ve tebligatların sorunsuz yapıldığı durumlarda dava daha kısa sürede sonuçlansa da, hukuki süreçlerin doğası gereği net bir süre vermek mümkün değildir.
Vasiyetnamenin Tenfizi Davasında Zamanaşımı Süresi Ne Kadardır?
Vasiyetnamenin tenfizi talepleri, kanunda öngörülen 10 yıllık genel zamanaşımı süresine tabidir. Bu 10 yıllık süre, vasiyetnamenin sulh hukuk mahkemesi tarafından usulüne uygun olarak açılıp okunduğuna dair kararın kesinleştiği tarihten itibaren işlemeye başlar. Bu süre geçirildikten sonra açılacak tenfiz davaları, karşı tarafın zamanaşımı def’i (itirazı) ile karşılaşabilir ve reddedilebilir.
Vasiyetname Açılmadan Tenfiz Davası Açılabilir mi?
Hayır, açılamaz. Vasiyetnamenin tenfizi davasının dinlenebilmesi için en temel ön şart, vasiyetnamenin sulh hukuk mahkemesi tarafından açılmış, ilgililere okunmuş ve bu kararın kesinleşmiş olmasıdır. Vasiyetnamenin açılması süreci tamamlanmadan doğrudan asliye hukuk mahkemesinde açılacak bir tenfiz davası, ön şart yokluğundan usulden reddedilecektir.
Yasal Mirasçılar Vasiyetnameye İtiraz Ederse Ne Olur?
Yasal mirasçılar, vasiyetnamenin şekil şartlarına aykırı olduğunu, miras bırakanın ehliyetsizliğini veya irade sakatlığını (hata, hile, korkutma) ileri sürerek vasiyetnamenin iptali davası açabilirler. Ayrıca, vasiyetname ile kendi saklı paylarının ihlal edildiğini iddia eden mirasçılar tenkis davası da açabilirler. Bu davaların açılması halinde, tenfiz davasına bakan mahkeme yargılamayı durdurur ve söz konusu iptal veya tenkis davalarının kesinleşmesini bekler.
Tenfiz Davası Sonucunda Tapu Devri Nasıl Yapılır?
Asliye hukuk mahkemesi tarafından verilen vasiyetnamenin tenfizi kararı kesinleştikten sonra, vasiyet alacaklısı bu kesinleşmiş mahkeme kararı (ilam) ile birlikte ilgili Tapu Müdürlüğüne başvurur. Mahkeme kararı, mülkiyetin geçişini sağlayan hukuki bir dayanak niteliği taşıdığından, tapu memuru karara istinaden vasiyete konu taşınmazın tescilini davacı (vasiyet alacaklısı) adına gerçekleştirir.
Yasal Uyarı: Bu makale genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır ve hukuki tavsiye niteliği taşımaz. Her somut olay kendine özgü detaylar içerir. Hak kaybına uğramamak için bir avukata danışmanız önemle tavsiye edilir.
📞 Hemen Randevu Alın:0553 574 14 80 📍 Adres: Adalet Mah. 1593/1 Sok. No:51 Bayraklı / İZMİR