Yazılı Tahliye Taahhüdü ile Kiracının Tahliyesi ve Türk Borçlar Kanunu Kapsamında Geçerlilik Şartları

31 Mart 2026 · Av. Rıdvan GÜNEY
Tahliye Taahhüdü

Gayrimenkul hukuku alanında kiraya veren ve kiracı arasındaki ilişkileri düzenleyen en kritik belgelerden biri, şüphesiz ki yazılı tahliye taahhüdüdür. Türk Borçlar Kanunu’nun 352. maddesinin birinci fıkrasında açıkça düzenlenen bu müessese, kiracının belirli bir tarihte kiralananı boşaltmayı üstlendiği tek taraflı bir irade beyanıdır. Ancak bu belgenin hukuki sonuç doğurabilmesi ve kiraya verene icra yoluyla tahliye hakkı tanıyabilmesi için kanunun aradığı sıkı şekil şartlarına ve Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına uygun olması zorunludur. Uygulamada en sık karşılaşılan uyuşmazlıklar, taahhüdün verilme zamanı, aile konutu meselesi ve belgedeki tarihlerin sonradan doldurulması gibi hususlarda yoğunlaşmaktadır. Bu makalede, güncel yargı kararları ışığında tahliye taahhüdünün hukuki anatomisi ve süreç yönetimi detaylı bir şekilde ele alınmaktadır.

Tahliye Taahhüdünün Temel Geçerlilik Unsurları ve Şekil Şartı

Bir tahliye taahhüdünün her şeyden önce yazılı olması şarttır. Kanun koyucu, adi yazılı şekli yeterli görmekle birlikte, ispat kolaylığı açısından noter onaylı taahhütnamelerin de düzenlenmesine imkan tanımıştır. Yazılılık şartı, belgenin içeriğinin ve tahliye iradesinin duraksamaya yer vermeyecek şekilde ortaya konulmasını sağlar. Ancak sadece yazılı olması yeterli değildir; taahhüdün bizzat kiracı tarafından veya bu konuda özel bir yetkiye ihtiyaç duyulmaksızın vekili tarafından verilmiş olması da geçerlilik için zorunludur. Yargıtay, vekil aracılığıyla verilen taahhütlerde temsil yetkisinin varlığını yeterli görmekte, ayrıca bir tahliye yetkisi aranmadığını kararlarında belirtmektedir.

Taahhüdün Verilme Zamanı ve Kiralananın Teslimi Şartı

Tahliye taahhüdünün geçerliliği noktasında en hassas konu, belgenin hangi tarihte düzenlendiğidir. Mevzuat ve yargı kararları uyarınca, taahhüdün mutlaka kiralananın kiracıya teslim edilmesinden sonra verilmiş olması gerekir. Kira sözleşmesiyle aynı gün imzalanan veya henüz taşınmaz teslim edilmeden alınan taahhütler, kiracının içinde bulunduğu konut ihtiyacı baskısı altında serbest iradesini yansıtmadığı gerekçesiyle hukuk aleminde batıl kabul edilmektedir. Bu bağlamda, inşaatı henüz tamamlanmamış ve fiilen teslim alınmamış bir bina için verilen tahliye taahhüdünün de geçersiz sayılacağına dair yüksek mahkeme kararları mevcuttur. Kiraya verenlerin bu süreçte en çok dikkat etmesi gereken husus, taahhüt tarihinin kira başlangıç tarihinden makul bir süre sonra olmasıdır.

İrade Sakatlığı İddiaları ve İptal Davası Süreçleri

Kiracı, tahliye taahhüdünü imzalarken hata, hile veya ikrah (korkutma) altında olduğunu ileri sürerek belgenin iptalini isteyebilir. Türk Borçlar Kanunu’nun ilgili hükümleri uyarınca, irade sakatlığı iddiasında bulunan tarafın, bu durumu öğrendiği veya korkunun etkisinin ortadan kalktığı tarihten itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içinde iptal davası açması zorunludur. Yargıtay, bu bir yıllık sürenin geçirilmesi durumunda taahhüdün başlangıçtan itibaren geçerli hale geleceğini ve artık irade sakatlığına dayalı bir savunmanın yapılamayacağını istikrarlı bir şekilde vurgulamaktadır. Bu nedenle, taahhüdün baskı altında alındığına dair soyut iddialar, yasal süresi içinde dava konusu edilmediği müddetçe tahliye engel teşkil etmemektedir.

Aile Konutu Şerhi ve Eşin Rızası Meselesi

Türk Medeni Kanunu’nun 194. maddesi kapsamında aile konutu olarak kullanılan taşınmazlarda, kira sözleşmesinin tarafı olmayan eşin hakları korunmaktadır. Eğer taşınmaz aile konutu niteliğindeyse ve bu durum kiraya verene bildirilmişse, tahliye taahhüdünün geçerli olabilmesi için her iki eşin de imzasının bulunması veya diğer eşin rızasının alınması gerekir. Yargıtay, aile konutu bildirimi yapıldıktan sonra verilen tek taraflı taahhütlerin geçersiz olduğunu, ancak bu bildirimden önce verilen taahhütlerin hukuken geçerli kabul edildiğini belirtmektedir. Öte yandan, tapu kaydında aile konutu şerhi bulunmayan durumlarda, eşin tek taraflı verdiği taahhüde dayalı olarak başlatılan icra takibinde diğer eşin yaptığı şikayetin reddedileceğine dair kararlar da bulunmaktadır.

Tahliye Tarihinden İtibaren Başlayan Bir Aylık Kritik Süre

Taahhüt edilen tahliye tarihi geldiğinde kiracı taşınmazı boşaltmazsa, kiraya verenin önünde iki yasal yol bulunmaktadır: İcra dairesine başvurarak tahliye emri göndermek veya Sulh Hukuk Mahkemesinde tahliye davası açmak. Bu işlemlerin, taahhüt edilen tarihten itibaren mutlaka bir ay içinde başlatılması gerekir. Bu süre hak düşürücü nitelikte olup, mahkemece re’sen dikkate alınır. Eğer bir aylık süre içinde icra takibi başlatılmışsa, bu durum dava açma süresini korur ve bir ay geçtikten sonra da tahliye davası açılmasına olanak tanır. Sürenin kaçırılması halinde ise kira sözleşmesi aynı şartlarla uzamış sayılır ve taahhütnameye dayalı tahliye hakkı kaybedilir.

İhtarname Gönderilmesinin Süreye Etkisi ve Yanılgılar

Uygulamada sıklıkla yapılan hatalardan biri, tahliye tarihinden önce ihtarname gönderilmesinin bir aylık dava açma süresini koruyacağının düşünülmesidir. Yargıtay kararlarına göre, sadece ihtarname gönderilmiş olması dava açma süresini koruyucu bir nitelik taşımaz. Kiraya verenin hak kaybına uğramaması için süreyi koruyan asıl işlemin icra takibi başlatmak veya doğrudan dava açmak olduğu unutulmamalıdır. İhtarnameye güvenerek yasal bir aylık süreyi geçiren kiralayanın açtığı davaların süresizlikten reddedileceği yargı kararlarıyla sabittir.

Boş Tarihli Taahhütname ve Beyaza İmza Atmanın Hukuki Sonuçları

Kiracıların sıklıkla başvurduğu savunmalardan biri de taahhütnamenin imza atılırken boş olduğu ve tarihlerin sonradan doldurulduğu iddiasıdır. Yargıtay içtihatları bu konuda net bir duruş sergileyerek “beyaza imza” atan kişinin, belgenin üzerinin kiraya veren tarafından ne şekilde doldurulacağını peşinen kabul etmiş sayılacağını belirtmektedir. Boş kağıda imza atan kişi, bu imzanın sonuçlarına katlanmak zorundadır. Dolayısıyla, tarih kısmının boş bırakılarak verilmesi taahhüdü geçersiz kılmaz; aksine kiracıya bu belgenin anlaşmaya aykırı doldurulduğunu ispat etme yükümlülüğü yükler.

İspat Yükü ve Tarih Tahrifatı İddialarının Niteliği

Tahliye taahhüdü üzerindeki tarihlerin kira sözleşmesinden önce atıldığı veya sonradan hukuka aykırı şekilde değiştirildiği iddiaları, tanıkla ispat edilemez. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili dairelerin kararları uyarınca, belgenin aksinin ancak aynı ispat gücüne sahip kesin yazılı delillerle kanıtlanması zorunludur. Sadece tarihlerin elle yazılmış olması veya farklı bir kalemle doldurulmuş olması, tek başına bir tahrifat yapıldığı anlamına gelmez ve belgenin geçerliliğini sarsmaz. Kiracı, iddiasını yazılı bir belge veya noter onaylı bir kayıtla ispat edemediği sürece, taahhütname üzerindeki tarihler esas alınır.

İcra Takibine İtiraz ve Görevli Mahkemenin Belirlenmesi

Kiraya veren, tahliye taahhüdüne dayanarak icra takibi başlattığında kiracıya “Örnek 14” tahliye emri gönderilir. Kiracı bu takibe itiraz ederse, sürecin devamı belgenin niteliğine göre değişir. Eğer taahhütname noter onaylı ise, kiraya veren İcra Hukuk Mahkemesinden itirazın kaldırılmasını talep edebilir. Ancak belge adi yazılı ise ve kiracı imzaya veya tarihe açıkça itiraz etmişse, uyuşmazlık yargılamayı gerektirdiği için İcra Hukuk Mahkemesi itirazı kaldıramaz. Bu durumda genel yetkili mahkeme olan Sulh Hukuk Mahkemesinde tahliye davası açılması zorunludur. Kiracının icra takibine itiraz ederken belirtmediği hususları, örneğin tarihlere itiraz etmeyip sonradan dava aşamasında bu savunmayı genişletemeyeceği de yargı kararlarında yer alan önemli bir usul kuralıdır.

İmza İncelemesi ve Usuli Zorunluluklar

Kiracının taahhütnamedeki ıslak imzayı inkar etmesi durumunda, mahkemenin izlemesi gereken yol usulen belirlenmiştir. Mahkemece kiracının tatbik imzaları alınmalı, resmi kurumlardan mevcut imza örnekleri getirtilmeli ve uzman bilirkişiler aracılığıyla mukayeseli bir inceleme yaptırılmalıdır. Bu inceleme yapılmadan karar verilmesi usule aykırılık teşkil eder. Bununla birlikte, belgedeki tahrifatların kim tarafından onaylandığının belli olmaması veya imzanın kime ait olduğunun anlaşılamaması gibi temel belirsizlikler, icra mahkemesinde çözülemeyecek uyuşmazlıklar kategorisinde değerlendirilir ve davanın reddine sebebiyet verebilir.

Dava Ehliyeti ve Taraf Sıfatının Önemi

Tahliye davasının açılmasında “taraf sıfatı” usuli bir gerekliliktir. Tahliye davası mutlaka kiraya veren veya onun halefi olan yeni malik tarafından açılmalıdır. Kira sözleşmesini kiralayan vekili sıfatıyla imzalayan bir kişinin, kendi adına tahliye davası açması hukuk sistemimize aykırıdır ve bu tür davalar taraf sıfatı yokluğundan reddedilir. Özellikle aile konutu söz konusu olduğunda, icra takibinin veya davanın her iki eşe birden yöneltilmesi zorunluluğu, zorunlu dava arkadaşlığı ilkesinin bir sonucudur.

Yazılı tahliye taahhüdü, doğru yönetildiğinde kiraya veren için hızlı ve etkili bir tahliye yolu sunar. Ancak belgenin düzenlenme anından icra takibi ve dava sürecine kadar her aşamanın Yargıtay’ın belirlediği bu kriterler çerçevesinde titizlikle yürütülmesi, hak kayıplarının önlenmesi açısından hayati önem taşımaktadır.